Herkese merhabalar;

Kehf ashabından sonra belki de en fazla gizeme sahip ve çözülmesi beklenen bir mesele olarak göze çarpan Zülkarneyn misaline göz atmak istiyoruz.

Klasik anlatımlarda ve hemen hemen tüm kaynaklarda aynı açılıma sahip olan Zülkarneyn kelimesi, “Zû = sahip”, “Karn = boynuz”, “Eyn = iki” olarak geçiyor. Yani iki zamanın sahibi olarak anılıyor.

Bence biz konuya daha farklı ve daha derin bakabiliriz. O zaman kemerlerinizi takın, çünkü uçuş başlıyor.

Dreamina’dan alınmıştır

“Doğrusu Biz, onu yeryüzünde güçlendirdik ve ona her şeyden bir sebep verdik. Böylece bir sebebe tâbi oldu.” (Kehf 18:84–85)

Konuya ayet ile giriş yapmak istedim. Çünkü Zülkarneyn iki zamanın sahibi falan değildir.
“Zû” kelimesine yüklenen anlam benim açımdan yanlış ve eksiktir. Sahiplik egoya yöneliktir.
Biz Kur’an okurken egoyu arka plana atmadan açılımlara şahitlik edemeyiz.

Ondan önce ayette geçen sebep kelimesine bakmamız gerekiyor.
Sebep kelimesi çoğu ayette “yol” olarak geçer. Tâcü’l-Arûs’a göre sebep kelimesi, hurma ağacına çıkmaya yarayan ip anlamına geliyor.
Zeyd İbn Eslem ise “gök yolu” anlamına geldiğini söylemiştir.
Onlar aslında sebep değil, göğe çıkmaya yarayan şeydir.

Zülkarneyn’e verilen “sebep”ten çok, göğe çıkma yoludur. Bu yol “sebep” olarak geçiyor.
Ayette geçen etbea kelimesi de “tâbi olmak, uymak” demektir.
Yani Zülkarneyn sahip değil, tâbi olan bir yolcudur. Göğe ulaşmaya tâbi oldu.


“Zû” kelimesi sahip değil, onunla bütünleşen kişi demektir.
Zû’l-ilm dediğimizde, “ilme sahip olan” değil, ilimle bütünleşen kişidir.
Yani kendinde açığa çıkarmak anlamında kullanılır.
İlim kendisinde açığa çıktığında kişi Zû’l-ilm ile nitelendirilir.

“Zû” kökü “zât” kavramı ile de bağlantılıdır.
Zât, varlığın özü; Zû ise o özü kendinde açığa çıkaran, o özü yansıtan hâldir.

Zülkarneyn de iki kutbun bilgisini kendinde açığa çıkaran bilinç hâline verilen isimdir.


İsmailî edebiyatında Zülkarneyn, tarihteki belirli bir kişi değil, iki ölümü tadan kişidir.
İki engel veya perde, kişinin dirilişi (kıyamı) esnasında ortadan kalkar.
Bu ikilik durumu tek olan karşısında erir ve onunla birleşir.


Karn kelimesi literatürde “boynuz” olarak geçer.
Boynuz denince de akla hemen Ammon boynuzu gelir.
Birçok mitolojik karakterde de denk gelebileceğimiz bir semboldür.

Hathor isimli inek tanrıça da aynı simgeye sahiptir.
Hathor deyince akla inek gelir, boğa gelir.
Boğa deyince de Taurus – Torus kelimeleri canlanır.
İbrahim Peygambere gökten indirildiğine inanılan koç da gelmiyor değil…
Ha bir de hippokampüs geliyor.

Sonuçta beyin bir arama motorudur; kelime girildi ve filtrelendi.
Arama sonuçları hemen akla düştü. Bağlantı kuruldu.
Wifi açık, internette kopukluk yok diye düşünüyorum.


O zaman patlamış mısırlarınızı hazırlayın.

Patlamış mısır mı? Dizi ya da film izlemiyoruz ki, neden patlamış mısıra gerek duyalım değil mi?
Tabii patlamış mısırda başka bir anlam yoksa…

Ne alaka ya, patlamış mısır ile boynuzun nasıl bir bağlantısı olabilir ki?
Bakalım…


Patlamış mısır kelimesinin İngilizcesi pop corn değil miydi?
“Corn” burada mısır anlamına geliyor.
Ama “corn” aynı zamanda boynuz anlamına da gelir!

Mısır, Kem diyarıdır. “Kem” karanlık demektir.
Karanlıklar diyarı…
Güneşi kara bir balçıkta batarken bulmamış mıydı Zülkarneyn?

Yusuf Peygamber’i hatırlayın.
Mısır’a gönderildi bir köle olarak. Mısır’da yaşam sürdü ve Mısır’a sultan oldu diyorlar.
Mısıra yolculuk, karanlıklar diyarına, yani bilincin karanlık tarafına yapılan bir yolculuğun anlatımıdır.
Bu yolculuktan “sultan” olarak çıkan bir bilinç hâli söz konusudur.


Ammon boynuzu dedik.
Ammon, Antik Mısır’da bir tanrıdır. Tanrıların kralı olarak bilinir.
Sembolü de koç boynuzudur.

“Amon / Ammon” kelimesi Mısır dilinde “gizli, örtülü” demektir.
Amon-Ra, gizli güneş; zahirde görünmeyen ilahi nurdur.
Kara balçıkta batan güneş?

“Am” kozmik sevgidir. “On” ise varlık demektir.
Ontoloji bu yüzden varlık bilimi anlamına gelir.
Amon = kozmik sevgi varlığı demektir.

Dreamina’dan alınmıştır

Balçıkta batan güneşten bahsederken Kara Güneş’i anmadan olmaz.
Kara Güneş (Latince Sol Niger), gizli içsel, görünmeyen ışık anlamına gelir.
Gerçek bir güneşten değil; bilincin görünmeyen merkezinden bahsediyoruz.

Hermetik gelenekte Kara Güneş, maddeye gömülmüş ruhun içsel ışığıdır.
Simyada bu, Nigredo aşamasına denk gelir: dönüşüm sürecinin karanlık safhası.

“Kara” kelimesini kötülük olarak almayalım.
Atalarımızdan aldığımız mirasa bağlı kalmayalım.
“Kara” burada gizlilik ve derinlik anlamına gelir.

Mısır’da Güneş Tanrısı Ra, geceleri yeraltı dünyasına girer.
Bu, Kara Güneş anlatımıdır.
“Güneşi kara bir suda batarken bulması” — Kara Güneş’e bir atıf olarak yorumlanabilir.

İslam’da da bunun için çok güzel bir söz vardır:
“Zulmet, nurun anasıdır.”

Zulmet karanlık demektir.
Karanlık olmadan nur görünmez. Ne güzel demişler değil mi?


İki güneş var:
Biri zahiri, yani görünen, açığa çıkan güneş — doğu.
Diğeri batınî, görünmeyen, açığa çıkmamış, derinliklerde saklanmış olan güneş — batı.

İki boynuz: biri zahirî, diğeri batınîdir.
Zülkarneyn, iki güneşi kendisinde açığa çıkaran ama ikisine de bağlı kalmayan bilinçtir.
Bunlar arasında geçiş yapabilendir.


Ammon boynuzu ve hippokampüs arasındaki ilişkiye de bir göz atalım.

Dreamina’dan alınmıştır

Yunanca “hippos” = at, “campus” = deniz yaratığı, eğri şekil, kıvrım demektir.
Hippocampus, yani denizatıdır.

Denizatının en farklı özelliği, erkeklerinin doğurgan olmasıdır.
Bak sen şu işe! Sanki doğurganlık faktörünü gözümüze sokmak için böyle bir özellikle yaratılmış.

Hippocampus, mitolojide Poseidon’un arabasını çeken yarı at yarı balık şeklinde bir yaratıktır.
Hz. Muhammed Miraç’a çıkarken bir at varmış. Bu atın adı da Buraq imiş.

Birçok mitolojik anlatımda buna benzer olaylar vardır.
Burada binek hayvan bir semboldür.
Bu at tek boynuzlu olan Unicorn’dur.


Biraz çocukluğumuza dönelim mi, ne dersiniz?
Beyblade çizgi dizisini hatırlarsınız.
Gingka isimli karakterde bir beyblade vardı, adı da Pegasus’tu.

Pegasus, tek boynuzlu attır.
Gingka’nın rakibi Ryuga’ydı.
Ryuga’nın kullandığı beyblade ise ejderhaydı.

Gingka ve Ryuga kapışır dururdu.
Konuyu anlayanlar, çizgi dizinin ne anlatmaya çalıştığını da anlamıştır diye düşünüyorum.

Peki Pegasus neden tek boynuzluydu?
Çünkü iki boynuz — doğu ile batı, zahir ile batın — birlenmiştir.
Birr olarak tezahür etmiştir.


Arapçada bulunan Be (ب) harfine bakabilirsiniz.
Boynuz dışa doğru açılımdır.
Nokta dışa doğru açılarak tezahür oluşmuştur.

Noktanın dışa doğru açılımı, Rahman boyutunun Rahim boyutuna geçişidir.
Rahim bu yüzden doğurgan ve dişil karakterde anlatılır.
Rahim gebedir ve Rahmanî doğurur; Rahmanî tezahür ettirir.

Hippocampus’un da boynuza benzediğini hatırlatmak isterim.
Sanırım erkek denizatının neden doğurgan olduğunu anladık.

Erkek Rahman’a, doğurganlığı ise Rahim’e atıftır.
Her ikisini kendi bünyesinde barındıran bu atın Zülkarneyn ile bağlantılı olması çok doğal değil mi?

Zülkarneyn de aynı şekilde Rahmanirrahimi kendinde açığa çıkaran bilinçtir.
Bu da ne ile olur? Be sırrı ile değil mi?
Dışa doğru açılımla yani.

Rahman, Rahim olmadan “Be” sırrınca dışa dönük olarak adlandırdığımız Allah nasıl bilinebilir ki?


Hippocampus’un biyolojik özelliklerine de bakalım:

Hippocampus, hafıza oluşumu, mekânsal yön bulma, bilinçli deneyimlerin depolandığı yerdir.
Beynin limbik sisteminde yani duygusal hafıza ve bilinçaltı arasında köprü kurar.

Hippocampus’un denizatı olması, onun bilinçaltı denizinde yön bulmasındandır.
Hippocampus rehberdir, yol göstericidir.
Hz. Muhammed’e Miraç esnasında yol gösteren ve yardımcı olan atı gibi.

Hippocampus spiral kıvrımlıdır.
Spiral, bilincin genişlemesi; tek olan noktanın dışa doğru açılmasıdır.
“Be” harfinde anlattığım mesele burada geçerlidir.

Hippocampus iki yarım kürede de bulunur.
İki boynuz iki loba da uzanır.
Sağ taraf sezgi, hayal, ruhsal yön;
Sol taraf ise mantık, sözel hafıza, zahirî yöndür.

Hafıza özelliği de zikirdir.
Zikir = hatırlamadır.
İlahi bilgeliği her an kendinde açığa çıkararak diri tutmaktır.
İnsan bilgeliğini unuttuğunda hippocampus karanlığa düşer;
Zikir ile de yeniden dirilir.


“Sümerler Ay’ı boynuzlar arasında, ineği de bir hilalle temsil ederlerdi.
Bu ilişki sonuç olarak alfabenin A harfini doğurmuştur.
Alfabenin ilk harfi olan A, bu hayvanın boynuzlarının basitçe gösteriminden oluşmuştur.
İbrani alfabesinin ilk harfi Aleph, ‘öküz’ anlamına gelir.
Kabalistlerce Alef, yavrusuna süt veren bir inek sembolizmi ile bilinir.”


İşin bir de astroloji kısmı bulunmaktadır.
Astrolojiye bakmadan edemedim; bilgi nerede ise ben oradayım.

Bakacağımız burç Koç burcudur.
Koç burcunun boynuzlarına ithafen bu konuyu araştırma gereği duydum.
Koç burcunun yönetici gezegeni Mars’tır.
Mars’ın rengi kırmızıdır ve kızıl gezegen olarak da bilinir.
Metali de demirdir.

Koç özelliğine sahip olan Taoizm, her şeyin köküne, başına inmeyi söyler.
Bu, dinde öz halimize yani fıtratımıza dönmek anlamındadır.

Mitolojide Roma’da Mars savaş tanrısıdır.
Yunan mitinde de Ares’e karşılık gelir.

Ares ile arrest arasında bir bağ olduğunu seziyorum.
Sezgilerime yanıt gelecektir diye düşünüp ona da baktım — onu da anlatacağız.

Mars savaş gezegenidir.
İçsel dönüşüm için gereken mücadeleyi temsil eder.
Kendi içimizdeki karanlık, nefsani ya da zayıf yönlerle olan savaştan bahsediyorum.

Mars = kızıl ateş, bilinçte aktifleşen enerji, dönüşüm için mücadele gücü.
Kırmızı renkte olması, kök çakranın da kırmızı olması bu güce işarettir.
Yaşamsal güç olmadan farkındalığa ulaşamayız.
Ölü bir beden ne işe yarar ki, değil mi?

Kanın rengi de kırmızı değil midir?
Kan damarlarda akmazsa canlılık olur mu?

İşte bu kanın akma gücü Ares’tir.
Kalbin kan pompalama eylemi durduğu zaman Ares arrest olur.
Yaşamsal gereklilik ortadan kalkar ve beden işlevsiz hale gelir.

Arrest’in tanımı da zaten kalbin kan pompalama eylemini durdurmasıdır.


Mars gezegeninin metalinin demir olduğunu söylemiştik.
Demir kelimesini derin açıklamama gerek yok diye düşünüyorum, çünkü önceki yazılarda anlatmıştım.
(Detaylar için bkz: https://hiramus.com/gokten-demir-iner-mi-hic/)

Demir İngilizcede ferrum demektir.
“Fer” = ışık, “Rum/Ram” = hafıza, depolamadır.

Hippocampus’un bir işlevi de bu değil miydi?
Demir, kişide saklı henüz açığa çıkmamış kayıtlardır.
Kara Güneş anlatımında olduğu gibi.
Bu kayıtlar Kara Güneş gün yüzüne çıktıkça kişiye entegre edilir ve idrak oluşur.


Zülkarneyn meselesinde şimdilik araştırdıklarım bu kadardı.
Uzun bir yazı oldu; boyuttan boyuta geçiş yaparak hâlden hâle geçtik.
Bilgiler aktıkça yazmaya ve güncellemeye devam edeceğim.

Enfüste ve âfakta görüşeceğiz…

Yararlanılan kaynaklar

https://seyfullahdemir.com

https://indigodergisi.com/2014/08/boynuzlu-musa-ve-gok-tanrisi

https://www.ummetedoganay.com/zulkarneynin-uzay-seyahati

2 Comments
  • AuraTiyn
    AuraTiyn
    06/10/2025 at 19:46

    Gerçekten büyüleyici bir çözümleme olmuş
    Zülkarneyn kıssasına böyle çok katmanlı, sembolik ve bilinç merkezli bir bakış açısıyla yaklaşmak; hem klasik anlayışın ötesine geçiyor hem de insanın kendi içsel yolculuğuna ayna tutuyor.
    “Kara Güneş”i, hippocampus’u ve Be harfinin sırrını aynı eksende buluşturman; maddenin, bilincin ve ilahî olanın nasıl birbirine nüfuz ettiğini hatırlatıyor.
    Belki de Zülkarneyn, dışsal bir figür değil; içimizdeki doğu ile batıyı birleyen, iki kutup arasında yol alan bilinçtir.
    Bu yazı, bilginin sadece okunacak değil, hatırlanacak bir şey olduğunu yeniden hissettirdi. 🌑✨

    Reply
    • öznur polatkan
      öznur polatkan
      29/10/2025 at 20:09

      üstteki yorumu okurken fark ettim ki ingilizcede saatin önüne de At yazılıyor buradaki at benim bilincimde zamanın sürekli geçtiğini aktığını algılayan bilinç hali gibi okuyorum zamanın üstüne çıkan artık sadece An’da kalan zamanın ilizyon olduğunu anlayan bilinçte unicorna dönüşüyor zaman algısını oluşturan bilinç gibi tefekkür ediyorum doğrusunu o bilir. Yazınızı okurken gerçektende çok farklı bir yolculuk yaşadım harikaydı kaleminize kuvvet 👏

      Reply
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir