Herkese merhaba. Bugün; uğruna şarkılar bestelenen, diziler çekilen ve rüya yorumlamalarıyla bilinen Hz. Yusuf’un kıssasını, alışılmışın dışında bir bakış açısıyla ele alacağız. Atasal kayıtlarımızdan arınma yolunda, Yusuf Peygamber kıssasının katmansal açılımlarıyla bilinçaltı temizliğimize kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Bu yazıda, Kur’an-ı Kerim’in Yusuf Suresi’nde geçen Hz. Yusuf’u yalnızca tarihi bir kişilik olarak değil, evrensel bir bütünlük içinde incelemeye çalışacağız. Bu yaklaşım, sadece Yusuf Peygamber için değil, Kur’an’daki her ayet için geçerli bir okuma yöntemidir. Amacımız, konuyu maddesellikten soyutlayarak, maddenin örttüğü hakikati görme üzerine derin bir dalış gerçekleştirmektir.

Halk anlatımlarında ve zahiri (görünen) hikâyede olaylar şöyle gelişir: Kardeşleri, babalarının Yusuf’u onlardan çok sevdiği düşüncesiyle kıskançlığa kapılır ve onu kuyuya atarlar. Kuyuya atılan Yusuf, oradan geçen bir kervan tarafından kurtarılır, köle olarak satılmak üzere Mısır’a götürülür ve hikâyenin sonunda Mısır’a sultan olur.

Bu, herkesin az çok benimsediği anlatım şeklidir. Ancak biz burada sembollerin ardındaki manaya odaklanacağız.

Ayet şöyle der:

“Ve bir kervan geldi. Sucularını gönderdiler. Kovasını sarkıtan, ‘Müjde! Burada bir çocuk var.’ dedi. Satmak için onu yanlarına aldılar. Allah, yapmak istedikleri şeyi çok iyi biliyordu.” (Yusuf, 12:19)

Ayetlerde “Kervan” olarak çevrilen Seyyarah kelimesinin kökü (Sin-Ye-Ra); yürümek, akmak, hareket etmek ve seyir halinde olmak anlamlarına gelir. Aynı kökten gelen seyr-i sülük, tasavvufta bilincin yolculuğu demektir.

Burada Kervan, içsel alemde hakikati aramak amacıyla farkındalık yolculuğuna çıkan yanımızdır. Kendi içsel dünyamızda yolculuk yaparak hakikati bulmayı amaçlar.

“Sucular” olarak meal edilen Varidahum kelimesinin kök anlamı; suya varmak, bir kaynaktan içmek ve akışın geldiği yere ulaşmaktır. Aynı kökten gelen vürud, bir şeyin içe akması, bir ilhamın kalbe doğmasıdır.

Su, sembolik olarak kozmik bilgeliktir. Bu bilgeliği temin eden, taşıyan hücrelerimiz ve nöronlarımız “sucu” olarak yorumlanabilir.

Kervan (hakikati arayan yönümüz) ve sucuları (farkındalık melekeleri), bir kuyuya gelirler.

Kova ise bilincin derinliklerine uzatılan ve oradan bilgelik çekmeye yarayan bir sembol olarak ayette kendine yer bulmuştur. (Astrolojide Kova burcunun “Bilgi Çağı” ile ilişkilendirilmesi tesadüf değildir.)

Kervan dediğimiz gibi hakikati arayan içsel yönümüzdür. Hakikati arayan bilinçler sucuları sayesinde yani ilahi bilgeliği getirecek olan farkındalık melekeleri sayesinde bir kuyuya gelir ve kovalarını sarkıtırlar.

Kuyu: İngilizcede “Beer” olarak yazılır ve “bir” gibi okunur. “Bîr” kelimesi Kürtçede hafıza ve bellek anlamına gelir. Bana onu çağrıştırdı.

Kuyu, bellek kayıt deposudur. Doğumdan ölüme kadar çevresel etkenler ve aile şartlandırmalarının bize aşıladığı, sorgulamadan kabul ettiğimiz inanışları bilinçaltına atarız. Burası, her şeyi kaydeden bir kamera görevi görür.

Kuyuya kova sarkıtmak, aslında bilinçaltına yapılan bir yolculuktur. Genellikle bilinçaltının negatif izlenimler barındırdığı düşünülse de durum sadece bundan ibaret değildir. Bilinçaltı kapılarının ardında bekleyen büyük bir bilgelik söz konusudur. İşte kovaya takılan o şey **”Yusuf Bilinci”**dir!

Sucular kovaya takılanı gördüklerinde bunu bir “müjde” olarak yorumlarlar. Bilinçaltı kapısı açılmış ve ortaya Yusuf bilinci çıkmıştır.

Kuyudan çıkan ve ayette “oğlan” olarak lanse edilen Gulam kelimesi; (Gayn-Lam-Mim) kök harflerinden oluşur ve ergenlik öncesi genç, saf zihin, ham potansiyel anlamına gelir. Henüz olgunlaşmamış saf bilinç, artık açığa çıkmaya ve algılanabilir olmaya başlamıştır.

Kervan, Yusuf bilincinin farkındalığına ulaşınca sevinir ancak bu bilincin titreşimine tam entegre olmaya hazır değildir. Bu yüzden hakikat ışığını, nefsin istekleri doğrultusunda kullanmak üzere gizlerler.

“Onu ucuz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar. Ona önem vermemişlerdi.” (Yusuf, 12:20)

Satmak bir enerji transferidir. Nefsin algısal düzeyi maddeye eğilimli olduğundan, açığa çıkan her hakikati yine madde dünyası için kullanmaya meyillidir. Bu, nefsin henüz tam farkındalık sahibi olamamasından kaynaklanan bir sorundur.

Yusuf bilinci bildiğiniz üzere rüya yorumlamasının açığa çıktığı hal dilinin karşılığıdır. Rüyada görülen sembol ve oluşların iç yüzüne hâkim olan bilinçtir. Dünya da aynı şekilde bir rüya alemidir. Bu yüzdendir ki buraya beytü-l Hayal derler.

Beş duyu organı, sinir sistemi ve hormonal etkilerin koordineli çalışmasıyla; dokunulan, duyulan, hissedilen her şeyin bir gerçeklik olduğu yanılgısına düşebiliriz. Bu yanılgıya düşen bilinçler kendini maddeye gizlemiş hakikat ışığını göremez ve hakikatin muhatap alanına giremez. Yusuf bilinci de maddesel düzlemde kendini maddeye gizleyen hakikatin iç yüzüne ulaştıracak farkındalıktır.

“Sayılı birkaç dirhem” ifadesi, sınırsız ve ölçülemez bir değere sahip olan hakikatin, sınırlı ve ölçülebilir dünya değerleriyle takas edilmeye çalışılmasını anlatır. Burada bir iç pazarlık söz konusudur: Nur enerjisinin, Nar (ateş/madde) enerjisi ile değişimidir.

“Onu satın alan Mısırlı, hanımına: ‘Ona iyi bak, bize faydası olabilir, belki de onu evlat ediniriz.’ dedi. Böylece Yusuf’u oraya yerleştirdik ki ona kimi hadislerin yorumunu öğretelim. Allah, takdir ettiğini yapandır. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yusuf, 12:21)

Yusuf bilinci Mısırlı tarafından satın alınır. Mısır, sembolizmde “Kem Diyarı”, yani karanlıklar ülkesidir. Bilincin görünmeyen, saklı, karanlık kapılarıdır. İsra yapılan yerdir.

Peki neden Mısır? Cevabı ayet vermiştir: “Böylece Yusuf’u oraya yerleştirdik ki ona kimi hadislerin yorumunu öğretelim.”

Karanlıklar diyarına yapılan bu yolculuk, Yusuf bilincinin geliştirilmesi ve hakikat ile donatılması amacıyladır. Hadis; hakikatin zaman ve mekânda tezahürüdür. Zaman ve mekânda tezahür eden hakikat, kendini madde dünyasında (fiziksel düzlemde) gizler. Bu giz, ancak karanlıklar diyarına yapılan ruhsal farkındalık yolculuğunda açığa çıkar. ( ‘’ Hadislerin yorumunu öğretelim ’’ )

Yusuf bilincine idrak ettirilecek olan, eşyanın iç yüzüdür. Zihin, kendi karanlığına yaptığı yolculukta kapıdaki bekçiden onay alır ve kapıyı açabilirse, maddenin iç yüzüne nüfuz edecek ve hakikate ulaşmaya hak kazanacaktır.

Yusuf’un kuyusu, Gayya kuyusudur. Gayya ise Gaia’dır; toprak düzlemidir. Yoğunluğun en fazla olduğu haldir (Detaylı anlatım için bakınız: https://hiramus.com/toprak-ruhun-rahmi-ve-cymatics/).

Kuyuya giren Yusuf bilinci, maddesel düzlemde tezahür etmeye başlamıştır. Maddesel düzlemde fark edilen Yusuf bilinci, hakikat ile donatılmayan bilinçlerin eline geçince; onu, karşılığı az, sınırlı ve ölçülebilir bir değer olan Nar enerjisiyle değiştirmek istediler.

Bu durum aslında, hazır olmayan bilinçlerin hakikat ile neden buluşamayacağının en güzel örneklerinden bir tanesidir. Hazır olmadığın hakikat, bilinçte anlam ifade etmeyeceğinden beklenen açılımı gerçekleştiremez.

Şimdilik yazacaklarım bu kadardı. Kuyuya kovamızı sarkıttık ve Yusuf bilincinin farkına vardık. kapı çalındı ve yavaş yavaş aralanmaya başlıyor.

Aralık açıldıkça yazmaya devam edeceğim………..

1 Yorum
  • Şevkiye
    Şevkiye
    15/12/2025 at 22:27

    “Bu yazı, Hz. Yusuf kıssasına alışılmışın dışında ama çok derin bir bakış açısı sunuyor. Semboller üzerinden yapılan anlatım, insanın kendi bilinçaltına ve içsel yolculuğuna ayna tutuyor. Okurken sadece bir kıssa değil, kendi hayatımdaki duraksamaları ve farkındalık anlarını da sorguladım. Zorlanarak okunan değil, durup sindirerek okunması gereken çok kıymetli bir çalışma. Emeğinize sağlık.”

    Reply
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir