Uyku, yaşadığımız ve deneyimlediğimiz evren sisteminin kısa bir ön gösterimidir. Gece uyuyup gündüz uyanmak bir yaşam döngüsüdür. Mikro ölçekte deneyimlenen makro yaşam döngüsünün bir tezahürüdür de diyebiliriz.
Bir rüya olarak yorumlanan dünya hayatımız, uyku esnasında gördüğümüz rüya gibidir. Uykuda rüya görmek ile aynı işlevdedir. Rüya, tümel datadan akan rahman yağmurunun okunmasıdır.


Uyku esnasında rüya görmemek ise saf tümel dataya erişimdir, entegre olmaktır. Bu, derin meditasyon halinde zihnin susturulması esnasında girilen haldir.
Derin meditasyon halinde, Ben’in varlığını yitirdiği, “hiçlik” dediğimiz, her şeyin olasılık halinde var olduğu ama bir şekle, bir nesneye bürünmediği haldir. Bu halde ışık hızından daha hızlı olan o alana erişim söz konusudur. Olasılık dalgalarının ışık hızının altına inmesiyle rüya diye tabir edilen dünya yaşamı seyir edilir.


Rüyasız uyku, “gizli bir hazine” kısmıdır. Her şey vardır ama daha açılmamış, zahire düşmemiştir. Zahire düşmediği için anlama, kavrama, bilme gerçekleşmez. Uykulu rüya kısmı ise gizli hazinenin bilinme isteğidir. Burada ruh, artık bilinme isteğinden, ışık hızının altında bir hızla ilerleyerek dünyamıza madde olarak yansır. Farkındalık sahibi bilinçler, maddeselleşen mana kombinezonuna bağlı kalmaz; aksine o mana kombinezonu hakikate yönlendiren bir işaret olarak görür ve ona göre de yorumlamaya başlar.
Bu kısımda maddenin asıl işlevi fark edilir. Bu fark ediş, maddenin madde olmaktan çıkmasına ve hakikatin kavranabilmesine olanak sağlar.


Rüya içinde rüya görmenin bir tezahürü de VR gözlüklerdir diyebiliriz. Sanal bir ortam yaratılır ve beyin bunun gerçek mi yoksa sanal mı olduğunu anlayamaz. Burada karmaşa yaşanır ve beyin, varlığı içinde kaybolur; cehl olur. Bu durum da sanal benlerin karmaşa yaratarak hakikatin örtülü olmasına karşılık verilebilir.
Rüyalar, rahmani olanlar ve bilinçaltı rüyaları olarak ikiye ayrılabilir. Bazen bilinçaltının yoğun düşünce denizine dalan birey, üzerine düşündükçe ona enerji verir. Enerji verilen bu düşünce yaşantımızda da rüyalarımızda da karşımıza çıkabilir. Duanın mekaniği de böyledir.


Rahmani olanlar, rüya yoluyla simgesel ve sembol anlatımla bize gösterilir. Bunu kavramak için de ilimde derinleşmek, görünenin aslını idrak edebilmek, özü fark edebilmek gerekir.
Bazen de bazı bilinçler rüya esnasında rüya gördüğünü anlayabiliyor. Bu farkındalığa ulaşmış zihin için “ölmeden önce ölmek” bir ön gösterimidir.


Rüyadan korkarak uyanmak ya da korku dolu rüyalar görmek, aşılması gereken bir engelin olduğu anlamına gelebilir. Korku duygusunun ortaya çıkmasının en büyük nedeni, beyin için bilinmezlik durumudur. Beyin, bilinmezlik durumunu aşamazsa eğer korkudan arınamaz. Bilgi ve deneyim, korkunun aşılmasına olanak sağlar. İlimde derinleştikçe kontrolsüz korku azalır. Küçükken karanlıktan korkanlar, belli bir olgunluğa eriştiğinde bu durum ortadan kalkar. Hatta karanlığı daha çok da sevebilirler.
Korku kalıbı, hazineye ulaşmadan önce bilinçaltı kapılarının başında bekleyen bekçidir. Bu bekçi, yani düşünce kalıbı bir temsil oluşturur. Bu temsil, Süleyman peygamberin kendi içsel yolculuğunda cinlerine hükmettikten sonra, cinlerinin yardımıyla kendine saf rahmani temsiller oluşturması gibidir.
Kapıda bekleyen bekçi, korkulan gizli düşünce kalıbı ya da inanış aşılırsa kapının ardındaki bilgi hazinesine ulaşılır. Bu hazine, farkındalık ve ilim düzeyini artırarak seni öze daha çok yaklaştırır.


Bir de çok bahsedilen astral seyahat mevzusu var. Astral seyahat, ruhun bedenden ayrılarak bedensel olarak yapamayacağın şeyleri yapmandır. Bedenin kontrolünden çıkmış “ben”, merkez öz merkez tarafından parçalanmış ve özgürlük elde edilmiştir. Madde kontrolünden çıkan zihin için sonsuz olasılık denizinde istediğini deneyimleme imkânı vardır. Bazı astral seyahat yapan bireylerin uç şeyler gördüğünü ya da deneyimlediğini söylediğine denk gelmişsinizdir. Tabii, bu farkındalık düzeyi ve biriken ilim kadardır. Bilinçaltının el verdiği ölçüde de olabilir.


Televizyonlarda çokça anlatılan, bilinçaltına kazınan uzaylı figürlerine dikkat edin. Astral seyahat esnasında uzaylı gördüklerini söyleyen kişiler, televizyonda gösterilen yapıda olduğunu söyler.
Bu bir bilinçaltı kodlamasıdır. Oysa hâlâ bilinçaltının dışına çıkılamamıştır. Suretsiz, bölünmemiş tümel dataya erişim, nasıl olursa olsun, göreceklerin ilmin ve bildiğin kadar olacaktır. Bu da hazır olmamanın bir sonucudur.


Onlar yeni keşifler yaptıklarını sanacaklar ama gördükleri bilinçaltının eseridir. Algı sınırları yine aşılamamıştır.
Bu yüzden de astral seyahat bir marifet olarak görülmemeli ve yeterli bilgi sahibi olunmadan da yapılmamalıdır diye düşünüyorum.


Tartışmaya açık fikirler olabilir ama akıştan geldiği gibi yazıyorum. Kendimin bile bilmediği bir halden hale geçişle aktarımlar yapıyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir