Süleyman peygamberin mabed inşası devam ediyor. Kendi bilinçaltı saklı kişiliklerine (cinlere) hükmeden ve kendisine öğretilen kuş dilinin ( İçsel sembollerle ilahi bilgelik esintileri) yanında daha birçok hikmet verilen ve bu hikmetlerle bilinç mabedini ilahi bilgeliğin temelleri üzerine kurarak yapım aşamasına devam etmektedir.

Süleyman peygamber kendi mabedini kurarken çok önem verdiği ve yokluğunda bile hemen sinirlenip içsel dengesini kaybettiği çoğu literatürde kuş olarak geçen Hüdhüd derinlerde gizlenmiş örtülmüş ve adete kimsenin bulamayacağı bir düşünce kalıbını (egosal benlik) fark etmiş ve bunun için Süleyman peygambere yardımcı olmuştur.
Hüdhüd meselesine geçmeden önce bu mükemmel Simurg ve Kaf Dağı hikayesini anlatmamız gerekiyor. O zaman başlayalım……
Hikâyeyi kısa kısa anlatıp yer yer kendi eklemelerime de yer vereceğim;
“… Günlerden bir gün, dünyadaki bütün kuşlar bir araya gelirler. Toplanan kuşların arasında hüthüt, kumru, dudu, keklik, bülbül, sülün, üveyk, şahin ve diğerleri vardır. Amaçları, padişahsız hiçbir ülke olmadığı düşüncesiyle, kendilerini yönetmek üzere bir padişah seçmektir.
Hüthüt söze başlar ve Hz. Süleyman’ın postacısı olduğunu belirttikten sonra; kuşların Sîmurg adında bir padişahları olduğunu söyler. Ama hiçbir kuşun bundan haberi olmadığını, her kuşun padişahının daima Sîmurg olduğunu belirtir. Ancak, binlerce nur ve zulmet perdesinin arkasında gizlendiği için bilinmediğini ve onun “bize bizden yakın, bizimse uzak” olduğumuzu anlatır. Simurg’u arayıp bulmaları için kendilerine kılavuzluk edeceğini ilave edince; kuşların hepsi de hüthütün peşine takılıp onu aramak için yollara düşerler. Kuşların hepsi de Sîmurg’un sözü üzerine yola revan olurlar…

Şimdi burada bir duralım. Bu anlatıma bakarsak mevzunun ne kadar bizden olduğunu anlarız. Padişahsız hiçbir ülkenin olmadığı düşüncesi bu evreni ve bizleri yaratan bir yaratıcının olduğu düşüncesiyle örtüşüyor. Kendinden daha üstün bir gücün yaratışını, düzenini ve nizamını hisseden-tadan bireyler bu hisse karşılık olarak bir arayışa girerler. Hikâyenin devamında anlatılacağı üzere bu arayışta yol gösterici bir rehber konumunda olacak olan kuş da Hüdhüd kuşudur. Tıpkı Süleyman peygambere yaptığı gibi değil mi?
Biliyorsunuz ki Simurg Kaf Dağı eteklerine yuva kurmuştur. Peki nedir bu Kafdağı ?
İslam kültüründe Cebel-i Kaf veya Kafdağı dünyanın çevresini saran, yeşil zümrütten yapılmış efsanevi bir dağ olarak tasvir edilir. Muhyiddin-i Arabi ; Kaf yeryüzünü kuşatmış olan Zebercetten bir dağdır ve gökyüzünün çevresi onun üzerindedir; kökleri dünyanın üzerinde durduğu kayaya ulaşır ve zelzelenin kaynağı bu dağdır.

Zilzal süresinin zelzele olarak anıldığını birçok kaynakta da gördük ama yıllardır Atasal kayıtlar eşliğinde deprem olarak çevirip durduk. Atasal kayıtlara olan bağlılıktan adeta gözü dönmüş biz bilinçler, zelzelenin de Zilzal suresinin de uyanıştan bahsettiğini göremedik.
İlahi bilgeliği tadan zihin için maddesel düzlem yavaş yavaş yıkılmaya başlar. Bu durum bir sistemin çökmesi olarak da yorumlanabilir. Artık bu tadışı-hissedişi yaşayan zihin için, madde değil maddenin hakikatini tanıma, hatırlama, idrak etme safhası gelmiştir. Bu durumla birlikte artık dışarıda realite sandığı sistemin yavaş yavaş yıkılıp toz olmasıyla hakikati örten perdeler ortadan kaldırılacak ve kişi ne kadar istese de görmezden geldiği hakikate kör kalamayacaktır.
Kafdağı da bu manada benlik dağı özü perdeleyen sanal benliğin dağıdır. Bizler dağı görürüz ama dağın arkasındakilere körüz ve biz hakikati değil görmek istediğimizi görürüz.
Öz perdelendiği için apaçık olan örtülü olarak yorumlanır. Oysa o hep oradadır. Sadece onu görecek olan göz benlik ile perdelenmiştir.
“Bize bizden yakın, bizimse uzak” cümlesi de ‘’ Biz ona şah damarından daha yakınız’’ ile çok benzerlik gösteriyor.
Maddesel düzlemde çekirdek inanışlarımız, Atasal kayıtlarımız ve bilinçaltı saklı kişiliklerimizin arasında kaybolup-cehl olup giderken kendi kurduğumuz sanal hapishanemizde tutsak konumuna düşeriz. Bunun sonucunda nur perdesini örterek kendi varlığımızın kâf-iri oluruz. Kâfir kelimesinin de Kaf kökünü içermesinden anlayabiliriz. Bu kafirlik İçsel rehber, içsel sezgi yani Hüdhüd’ün gagasıyla bizi tırmalayana; yani bilince hakikati hissettirene kadardır.
Ama yol çok uzun ve menzil uzak olduğundan; kuşlar yorulup hastalanırlar. Hepsi de Simurg’u görmek istemelerine rağmen, hüthütün yanına varınca “kendilerince geçerli çeşitli mazeretler söylemeye” başlarlar. Çünkü kuşların gönüllerinde yatan asıl hedefleri çok daha basit ve dünyevidir. ( Dedi ki: “Hepiniz oradan ayrılın.” Bir kısmınız bir kısmınıza düşmansınız. Benden size bir yol gösterici geldiği zaman, kim yol göstericime uyarsa; işte o sapkınlığa düşmez ve mutsuz olmaz.”) Taha 123
Bu mazeretleri dinleyen hüthüt, hepsine ayrı ayrı doğru, inandırıcı ve ikna edici cevaplar verir. Sîmurg’un olağanüstü özelliklerini ve güzelliklerini anlatır.
Hüthüt söz alır ve şunları söyler: Söyledikleri, ayna ve gönül açısından dikkat çekicidir: Sîmurg, apaçık meydanda olmasaydı, hiç gölgesi olur muydu? Sîmurg gizli olsaydı hiç âleme gölgesi vurur muydu? Burada gölgesi görünen her şey, önce orada meydana çıkar, görünür. Simurg’u görecek gözün yoksa gönlün ayna gibi aydın değil demektir. Kimsede o güzelliği görecek göz yok; güzelliğinden sabrımız, takatimiz kalmadı. Onun güzelliğiyle aşk oynuna girişmek mümkün değil. O, yüce lütfuyla bir ayna icat etti. O ayna gönüldür; gönüle bak da onun yüzünü gönülde gör. Hüthütün bu söylediklerine ikna olan kuşlar, yine onun rehberliğinde Simurg’u aramak için yola koyulurlar.
Ama yol yine uzun ve zahmetli; menzil uzaktır. Yolda hastalanan veya bitkin düşen kuşlar, çeşitli bahaneler, mazeretler ileri sürerler. Hüthüt hepsine bıkıp usanmadan tatminkâr cevaplar verir ve daha önlerinde aşmaları gereken “yedi vadi” bulunduğunu söyler. Ancak, bu yedi vadiyi aştıktan sonra Sîmurg’a ulaşabileceklerdir.
Ama pek çoğu ya yem isteği ile bir yerlere dalıp kaybolur, ya aç susuz can verir, ya yollarda kaybolur, ya denizlerde boğulur, ya yüce dağların tepesinde can verir, ya güneşten kavrulur, ya vahşi hayvanlara yem olur, ya ağır hastalıklarla geride kalır, ya kendisini bir eğlenceye kaptırıp kafileden ayrılır. Bu sayılan engellerin hepsi de Hakikat yolundaki zulmet ve nur hicaplarıdır. Bu hicaplardan sadece otuz kuş geçer. Bütün vadileri aşarak menzil-i maksutlarına yorgun ve bitkin bir halde uzanan bu kuşlar, rastladıkları kişiye kendilerine padişah yapmak için aradıkları Simurg’u sorarlar. Sîmurg tarafından bir görevli gelir… Görevli, otuz kuşun ayrı ayrı hepsine birer yazı verip okumalarını ister. Yazılarda, otuz kuşun yolculuk sırasında birer birer başlarına gelenler ve bütün yaptıkları yazılıdır.
İçsel arınma ve farkındalığa ulaşma yolculuğuna Hüdhüd’ün rehberliği ile çıkan bilinçler çekirdek inanışları ile Atasal kayıtlarına olan derin bağlarından kopmakta yaşadıkları zorluklar sonucu ve bilinçaltı saklı kişiliklerinin esiri olmaları nedeni ile çeşitli bahaneler ile kendi-lerini kendi-leri ile kandırarak aralanan bilgelik kapısını tekrar kapatmaya çalışırlar.
Bu mazeretler içsel bir muhabbet ile hakikat zerresini hissedişten sonra son bulur ve yol devam eder.
Gündelik zihinler; bir yandan yaşamı idame ettirmek, bir yandan da ruhsal göbek bağının kopmasını engellemek üzere ilerlerken bir zihin karmaşasına sürüklenirler. Bu karmaşa zihinde farklı benlikler, farklı kimliklere sebebiyet verir. Denge konumuna getirilemeyen aşağı ve yukarı, içeri ve dışarı, madde ve ruh ikilikleri zihin için aşırı yüklenmeye sebep olur. Aşırı yüklenmenin çok daha fazla tahribata neden olmaması için de zihinsel aktiviteyi azaltan mekanizmalar devreye girer. Bu mekanizma devreye girdiğinde bireyin zihin karmaşası durulur ve içsel bir sükûnet ile geri gelir.
Bu durum hakikat arayışında olan bilinçler için çok normaldir. Arayışta olan bilinçler aşırı yüklemeye maruz kalabilir. Bu aşırı yüklenmenin durulması için de gerekli mekanizmalar devreye girecektir. Sİmurg’u arayışta olanların hastalanıp bitkin düşmesi ya da başka sebeplerle kayıplara uğraması yolun kötü oluşundan değil, iyiliğindendir. Bunu kavramak çok basit olmayabilir. Hazır olmayan bilinçlere ağır geleceğinden bu mekanizmaların devreye girmesi bir zorunluluktur.

Bu yolculukta kuşların yedi vadiyi aşması gerektiği de söyleniyor. Bu yedi vadi; yedi çakra, yedi nefs mertebesidir. Spiritüel bir yolculuğun başlangıcıdır. Kaf dağı ve 7 vadiyi aşmak kendi içsel yükselişinin gerçekleştirilme hikayesidir. Kök çakradan taç çakraya ulaşma yolculuğu ya da yerden göğe yükselmenin anlatımı da diyebiliriz.
Görevli, otuz kuşun ayrı ayrı hepsine birer yazı verip okumalarını ister. Yazılarda, otuz kuşun yolculuk sırasında birer birer başlarına gelenler ve bütün yaptıkları yazılıdır.
Bu anlatım kuranda geçen her şeyin yazılı olduğu Lehv-i Mahfuz ile denklik gösteriyor. (Yerin karanlığında tek bir tane canlı ve cansız yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.)
Tam bu sırada, Sîmurg tecelli eder… Fakat otuz kuş, tecelli edenin bizzat kendileri olduğunu; yani, Sîmurg’un mana bakımından otuz kuştan ibaret olduklarını görüp şaşırırlar. Çünkü kendilerini Sîmurg olarak görmüşlerdir. Kuşlar Sîmurg, Sîmurg da kuşlardır. Sîmurg’dan ses gelir: “Siz buraya otuz kuş geldiniz, otuz kuş göründünüz. Daha fazla veya daha az gelseydiniz o kadar görünürdünüz. Çünkü burası bir aynadır!”

Yolculuğun son aşamasına gelinmiştir artık. Yolda kalan, yolu tamamlamayan ve bilgeliğe ulaşma yolunda gereken çaba ve gayrete bağlı olarak yolu tamamlayacak olanlar elek ile elenmiş, yolun sonunda sadece 30 kuş bilgeliğe erişmeye hak kazanmıştır. Simurg bir anlam olarak da 30 kuş anlamına da gelir. Hakikat yolculuğunu tamamlayan bilinçler yolun sonuna vardığında aradıkları aslında KENDİ-nden başka bir şey değilmiş. Yaptıkları tüm bu zorlu yolculuk kendinden kendine bir yolculukmuş. Simurg’a ulaşma yolculuğu bizim kuran tabiri ile de hicrettir. Benliğin esiri olmaktan öteye giden bilinçler asıl olan öz beni yani kendiliğini tanımaya başlar. Bu tanıma ayna misali ile anlatılmış.
Ne hikâye ama değil mi? Tüylerimi diken diken etti….
İşin hikâye kısmını anlattık. Şimdi de o kadar andığımız Simurg’un derinliklerine inmek de gerekiyor.
Si İngilizcede B’ye karşılık gelir. Kuranda B sırrı ile başlayan Besmeleyi işaret eder. B sırrına vakıf olma ve bu sırra erişerek ilahi bilgeliğine ulaşmanın anlatımıdır.
“İlâhî sırlar peygamberlere inen kitaplardadır, peygamberlere inen kitapların sırrı Kuran’dadır, Kuran’ın sırrı Fatiha Suresinde, Fatiha’nın sırrı besmelede, besmelenin sırrı B harfinde, B’ nin sırrı ise altındaki noktadadır.” Hz. Ali (r.a)
Buna şu an çok fazla değinmeyeceğim. Çünkü B sırrı çok uzun ve yazmaya kelimeler yetmez. Bu yüzden de bu kadarla yetinelim şimdilik.
Notalardan devam edelim; do-re-mi-fa-sol-la-si-(do) olarak 7 notamız var. Her nota bir enerji seviyesine, enerji açılımına karşılık gelir. Notanın ses tellerinin titreşerek oluşturduğu her bir frekans ruha dokunan ruhu çözündüren bir işlev görür. Her notanın bir çakrasal karşılığı bulunmakla birlikte başında hep so-u-l anahtarı vardır. Bu notalar ruhun anahtarıdır. Boşuna müzik ruhun gıdasıdır demiyorlar.
Nota do ile başlar si ile biter. Biten bu döngüden sonra yeni bir do ile başka bir döngü başlar. Kuran’da bu anlatım tekrarlanan yedi olarak geçer.
Simyada Si felsefe taşına ulaşmadan önceki son dönüşüm aşamasıdır.
Mürg Farsça kökenlidir. Kuş anlamına gelir. Tasavvuf literatüründe mürg bilincin hakikatine olan yolculuğun simgesidir.
Simürg ruhsal bilgeliğin son aşamasının hakikatidir ve bu hakikat de KENDİ’nden başkası değildir. 30 kuşun tüm spiritüel yolculuğunun sonu da bu değil miydi zaten?
Süleyman peygamber kendisine öğretilen kuş dili ile yani içsel sembollerin manasına hâkim olarak sadrının genişlemesiyle ve kendi bilinçaltı saklı kişiliklerinden arınarak bu kişilikleri ilahi bilgelikle değiştirerek içsel mabedini yeniden inşa etmesi sonucu Hüdhüd’ün yardımı ile Simurg’a ulaşmıştır.
Hüdhüd kelimesindeki Hüd kök kelimesi Hüda ( yönlendirme, doğru yolu gösterme ) ve Hidayet ( yönelme ve doğru yola gelme) kelimelerinin de köküdür. Hüdhüd bu manada kuş ile benzerliğinden dolayı içsel rehber, içsel danışman olarak karşımıza çıkıyor.
Süleyman peygambere Belkıs’ın varlığını haber vermesi kendisini doğru yola ileten bir rehber olduğunu da doğrular.
Yararlanılan Kaynaklar:
https://apelasyon.com/yazi/62/zumrud-u-anka-simurg-ruhun-yucelmesi-ve-yasarken-yeniden-dogus



🌌 “Hakikate giden yol, uzaklarda değil, kendi içimizde başlar. Hüdhüd’ün rehberliğinde kat edilen yedi vadi, maddesel benliğimizin perdelerini aralayarak bizi Simurg’a, yani KENDİ’ne ulaştırır. Arayışın sonunda gördüğümüz, her zaman bizimle olan, içimizdeki ilahi aynadır.” ✨
Derin bir içsel yolculuğu şiirsel ve bilgelik dolu bir dille aktarmış olduğunuz bu yazıda her cümle ruhu titreten bir ayna gibi, okuyanı kendi Simurg’una, yani öz benliğine davet ediyor. Kalemin ışığı, okuyanın iç dünyasında sessiz bir uyanış yaratıyor bence.✨