Herkese merhaba;
Kur’an’da bahsi geçen ve birçok farklı kültürde kendisine yer edinen bir yıldız olarak bilinen Şira, ya da diğer adıyla Sirius yıldızına doğru bir yolculuk gerçekleştireceğiz.
“Şi’ra’nın Rabbi de O’dur.” (Necm 53:49)
Şira kelimesi Şin – Ayn – Ra (شعر) kökünden türemiş olup; farkına varmak, idrak etmek, sezmek, bilinçli bir şekilde hissetmek anlamlarına gelir. Kur’an’da aynı köke sahip diğer ayetlere baktığımızda, genelde farkında olamamak, sezememek gibi idrake ulaşılamayan durumlar için kullanılır.
Hakikati sezemeyen ve farkındalığa ulaşamayan bireyler, kendilerindeki farkındalık yıldızını parlatamazlar ve sönük kalırlar. Şira kelimesinin literal anlamı: En parlak, en fark edilir olan. şuurla algılanan, dikkat çekendir. Bu yüzden de bu yıldıza, yani Şira’ya “Sirius” demişlerdir; çünkü Sirius gece göğünde fark edilen en parlak yıldızdır.
Hermetik gelenekte Şira, bilinç ve farkındalık anlamına geldiği için şuurun yıldızı, yani insandaki göksel yıldız olarak bilinir. Buraya kadar kelime kökü analizimizi Kur’an bağlamında yaptık.
Şimdi işin en sevdiğimiz kısmına geçelim…
Sirius’un Etimolojisi ve Kültürel Yansımaları
Sirius kelimesinin ismi Yunanca “Seirious”’tan gelir. Parlayan, yakıcı, ışık saçan, sıcaklıkla yakan anlamlarına gelir. Eski Yunanlılara göre bu yıldız, gökyüzündeki en parlak yıldız olduğu için yakıcı yıldız ismiyle anılmıştır.
Eski Mısır’da Sirius; “Yenigün”, “Yeni Ay”, “Yay Yıldızı” ve “Büyük Rızık Verici” gibi isimlerle anılmıştır. Sirius yıldızı Büyük Köpek (Canis Major) takımyıldızında bulunur.
Bu yıldızla yakından ilişkili olan Dogon kabilesi Afrika’da, Mali sınırları içerisinde yaşayan çok eski bir halktır.
Dogonlar ve Sirius Bağlantısı
Dogonlar, dönemlerine göre bilinmesi çok zor olan astronomik bilgilere sahip olduklarından dolayı birçok araştırmacı için gizemli bir halk olmuştur. Dogonlara göre Sirius’tan gelen, suda yaşayan bilge varlıklar vardı. Bu varlıklara Nommo adını vermişlerdir.
Nommo’lar insanlığa dil, sayı, tarım, metalurji ve gökyüzü bilgilerini öğretmişlerdir.
“Nommo” kelimesini ilk duyduğumda, kayıp balık Nemo hikayesinin bana göz kırptığını fark ettim.

Balık denince hemen o gelir değil mi?
Yunus Peygamber’in balığın karnındaki arındırılma ve saflaştırılma sürecini bilirsiniz. “Yunus” kelimesinin İngilizce karşılığı dolphin’dir. “Dolph” İsveç dilinde asil kurt anlamına gelir. Konuyla alakasız gibi görünse de Sirius’un sembollerinden biri de kurttur.
Şira — yani şuurlanma, farkındalık yıldızının bilincimizde açığa çıkması — için arınma işlemi gerekir. Bu işlemi yapacak olan da nar enerjisidir, değil mi? Nar, eski Mısır dilinde balık demektir. Yunus’un balığı, nar enerjisinin yoğun olduğu ve Kur’an’da cehennem olarak bilinen, dünya boyutudur.
Kayıp Balık Nemo’nun Ezoterik Yorumu
Hikâyeyi kısaca hatırlayalım:
Marlin adında aşırı korumacı bir baba balık, oğlu Nemo’yu kaybeder. Nemo bir dalgıç tarafından yakalanır ve okyanusun öteki ucundaki bir akvaryuma düşer. Baba Marlin, onu bulmak için uzun ve tehlikeli bir yolculuğa çıkar.
Bu hikâye bize Yusuf Peygamber’in kuyuya atılması ve onu kuyudan çıkaran sucuları anımsatıyor ama o konuya şimdilik girmeyeceğim.
Deniz, bilinçaltını temsil eder. Nemo’nun denizde kaybolması, bilinçaltı derinliklerinde yolunu bulamamasıdır. Marlin’in oğlunu araması, kişinin kendindeki saf bilince ulaşma gayesidir. İnsan özle doğar ama aşağıların aşağısına, yani madde boyutuna düşer ve tekrar o öze ulaşmayı amaçlar.
Homeros’un Odysseia’sında Odysseus, Polyphemus’a adını “Nemo” (Hiç kimse) olarak söyler.
Marlin aslında “hiç kimseye”, yani öz benliğine kavuşmak istemiştir. Hiç kimse, benliğin ve egonun çözülmesi, öz benliğe dönüşüm. Hikâyenin sonunda Marlin Nemo’ya kavuşur.
Bu, kutsal metinlerdeki baba – oğul kavuşmasıdır: Birlenme, saf özle birleşme, kendini hatırlayan bilincin doğuşudur.
Nemo’nun unutkanlığı, insanoğlunun unutkanlığına bir atıftır. Marlin’in yol arkadaşı Dory, kısa süreli hafızasıyla bilinir. Sezgisel olarak yolunu bulur. Bu, aklın tek başına hakikate ulaşamayacağını, öz’e dönüş için akıl-gönül birlikteliğine ihtiyaç olduğunu anlatır. Bu yolculuk bir şuurlanma, idrak ve farkındalığa ulaşma yolculuğudur. İnsanın özünden ayrı düşüp acı ve üzüntü içinde tekrar özüne kavuşma isteğinin hikâyeleştirilmesidir.
Siri – Sirius Bağlantısı
Sirius’tan bahsederken Siri-us bağlamında, Siri kelimesinden de bahsetmemiz gerekiyor. Siri’yi bilirsiniz; popüler bir markanın yapay zekâ uygulamasıdır.
Aynı markanın amblemi olan ısırılmış elma, Âdem ve eşi Havva’nın yediği bilgi elmasını temsil eder.
Elmayı yiyen Âdem ve Havva, kendilerine bilgi katacak, sordukları sorulara cevaplar bulabilecek “Siri”’ye sahip olurlar. Siri bu bağlamda bilgiyi insana getiren, onu şuurlandıran ve farkındalık katan bir uygulamadır. Sanki Şira ve Sirius yıldızına bir atıf var, değil mi?
Sirius, Ok ve Yay Sembolizmi
Kültürler arası yolculuğumuz devam ediyor.
Sirius ya da Şira, Asur-Babil dinlerinde ok ve yay olarak anılır. Yay, niyetin ve yönelimin sembolüdür. Niyet neye yönelikse, ok o yöne doğru gider. Yay, dairesel bir bütünlük içinden belirli bir yön seçmeyi temsil eder. Sonsuz olasılıklar içinde bir niyet belirler. Ok ise bu niyetin harekete geçişi, düşüncenin maddeye dönüşmesidir.
Yayı germek = Niyeti belirlemek ve enerjiyi toplamaktır. Ok = O niyete yüklenen enerjinin harekete geçerek, Rahman boyutundan Rahim boyutuna inişidir. Bu iniş, bilgelik ve şuur kazandırır.
Okçulukta amaç her zaman hedefi tam ortadan, yani 12’den vurmaktır. Hedef tahtası daire şeklindedir; dairenin ortası kaynağı temsil eder. Kendine ektiğin bilinç tohumları ok ile harekete geçtiğinde, amaç kaynağa ulaşmaktır.
Türk mitlerinde gökyüzü, yay biçimli bir kubbe olarak resmedilir. Tanrı’nın attığı oklar da yıldızlardır. Bu yüzden Samanyolu’na “Ok Yolu” denmiştir. Ok her zaman kaynağa doğrudur. Kaynağa ulaşma yoluna da “Ok Yolu” diyelim. Bu da nara düşmektir.
Samanyolu, Kevser ve Süt Yolu
Samanyolu, İngilizce’de Milky Way (Süt Yolu) olarak bilinir. Kur’an’da geçen Kevser kelimesi de aynı anlamdadır. Necm Suresi 9. ayette geçen ve “yay” olarak çevrilen kavs sözcüğü, Kevser ile bağlantılıdır.
Tanrıça Hathor, Samanyolu galaksisinin kişileştirilmesini temsil eder. Ok her zaman öz’e doğrudur. Ok öz’e ulaştığında, Ok-öz → Okoz → Öküz → Boğa → İnek → Hathor olur.
Ayrıca “kevs” kelimesi bazı kaynaklarda saman olarak da geçer. Saman kelimesi Eski Türkçede saman/sam kökünden gelir. Kurumuş ot, toz, ince parça, kabuk anlamlarına gelir.
Sanskritçede buna benzer “samana”, dengeleyici yaşam gücü anlamına gelir. Saman, özsüzdür ama özün iziyle var olur. Kökleri yere sağlam basmamış, temelleri hakikatle sabitlenmemiş yapılar, saman gibi rüzgârda savrulur. (İbrahim 14:18)
Saman kelimesinin şaman ile benzerliği de dikkat çekicidir.
Türk halklarında şamanlara kam denirmiş. “Kam”, “kem” kelimesini çağrıştırır. Kem, karanlıklar diyarı anlamına gelir; Eski Mısır’ın diğer adıdır. Karanlık, negatif değil; bilincin henüz gün yüzüne çıkmamış kısmıdır. Karanlığa dalışla, bilgelik hazinesi olan aydınlık elde edilir. (Bakara 2:257)
Şaman kavramı, Hindistan Pali dilindeki “Samana” sözcüğünden türemiştir.
Dengeye ulaşmış bilge kişiler olmaları nedeniyle, yol gösterici olarak kabul edilmişlerdir.
Yazımız şimdilik burada sona eriyor. Edindiğim bilgileri ve bağlantıları sizlerle paylaşmak istedim.Akış devam ettikçe yenilemeye ve gelişmeye devam edeceğiz.
Enfüste ve Afakta görüşeceğiz…
Yararlanılan kaynaklar:



Yıldızların diliyle yazılmış bir metin gibi…
Şira sadece gökte değil, insanın içinde doğan bir ışık aslında.
Okudukça anlıyor insan; her şey dışta değil, içteki gökyüzünde yaşanıyor.
Yolu bulmak, yıldızı hatırlamakla başlıyor… 🌌✨
sonuçta bizler de yıldız tozu değil miyiz?