Müslümanlar için dinin vazgeçilmez unsurlarından biri, hatta bazı bakış açılarında dinin direği olarak kabul edilen namazın olmazsa olmaz bir boyutu da duadır. Kur’an’da adı salat olarak geçen namaz, bizlerce bilinen şekliyle ibadet ve teslimiyetin en güçlü aracıdır ve bu ibadetin özü, kalpten gelen samimi duadır.
Duanın işleyişini anlamak için öncelikle kuantumda dalga-parçacık ikiliğine (wave-particle duality) bakmamız gerekecektir.
Dalga-parçacık ikiliğinde denir ki: Gözlemci varlığında elektron parçacık olarak görünür. Gözlemci bakmadığında ise elektron bu sefer dalga olarak görünür.
Henüz bir form kazanmamış sonsuz olasılık dalgası, üst üste binmiş, yani süperpozisyon halinde bulunur. Bu durumu en iyi açıklayan deney ise çift yarık deneyidir.

Çift yarık deneyinde fotonlar çift yarıktan gönderiliyor. Gönderildikten sonra çift yarıktan iki desen oluşması beklenirken bir girişim deseni oluşturuyor.
Bu şaşırtıcı sonuç karşısında fotonun hangi yarıktan geçtiğini ölçmek için tekrar deneyi gerçekleştiriyorlar.
Yapılan deney sonucunda bu sefer de iki tane desen ortaya çıkıyor; başta olması gerektiği gibi.
Peki neden ilk başta desen varken sonrakinde desen yok?
Çünkü gözlemci etkeni var ortada. Bu etken, tüm olasılık dalgalarını çökerterek sabit tek olasılığı sağlıyor.
Schrödinger’in Kedisi deneyi de aynı şeyi anlatmaktadır.
Deneyde kedi, içinde onu öldürebilecek bir mekanizmaya sahip kutunun içine yerleştiriliyor ve kutu kapatılıyor.
Kutunun içeriğine bakmadığımızda birden fazla olasılığın olduğu söyleniyor.
Ama eğer kutu açılırsa, tüm bu olasılık dalgaları çökerek tek bir olasılık oluşur. Diğer tüm olasılıklar çökmüş olur.
Bunu da sağlayan, gözlemcinin kutunun içine bakmasıdır.
Bu deneyler aslında yaratış sırrını da açıklar niteliktedir.
Evrende her şey, olasılık dalgası olarak üst üste binmiş (süperpozisyon) haldedir.
Bu olasılık dalgaları, gözlemci yani insan varlığında yoğunlaşarak hızlarının azalması sonucu ışık hızının altına inerek görünür olur.
Artık olasılık dalgası değil, madde halini alır.
Holografik boyutun oluşmasının da temeli budur.
Bu temel ayrıca, gözlemcinin olasılık dalgalarının verdiği enerjiyle gerçekliğini şekillendirebildiğinin de bir göstergesidir.
Kendi realitelerimizi yaratmanın sırrı da dalga-parçacık ikileminde gizlidir.

Düşünceler de ışık hızında takyonik yapıya sahiptir.
Ben size “bir elma düşünün” dediğimde, aklınızda hemen bir elma imgesi belirecektir.
Ruh, nur yapılı melekler de ışık hızının üstünde yapılardır.
Işık hızının ötesinde bir hızla titreşmeleri nedeni ile onları zahirde algılayamıyoruz.
Çünkü madde dediğimiz şey, yoğunlaşmış enerjidir.
Kuantumsal alanda termodinamik yasaları tersinir işleyeceğinden bir dalgaya ne kadar enerji verirsen hızı artması gerekirken azalır.
Hızının azalması sonucu dalga fonksiyonu, ışık hızının altında bir hızla titreşerek çöker ve görünür olur.
Yokluk makamı, ruh ya da gayb; sonsuz olasılık dalgalarının bulunduğu süretsiz uzaydır.
Burada surete bürünmemiş, yani madde boyutuna indirgenmemiş halde bulunan olasılık dalgalarına enerji verilerek yoğunlaştırılır ve madde düzleme iner, zahir olur.
Dua, O’nun tecelli sırrıdır.
O her varlıkta tecelli eder, kendini gösterir.
Bu gösterim, her yeri kuşatan olasılık dalgalarının bilinçler tarafından enerji verilerek çökertilmesidir.
Bu çökme sayesinde O görünür olur.
Bu mekaniği idrak etmek uzun sürebilir ki zaten Kur’an, duada sürekliliği bu yüzden ister.
O’nun Semi sıfatı ile, yani işiten mekanizma sonucu bu eylem gerçekleştirilir.
İşitir, ama enerjiye karşılık verir.
Bu yüzden duaların temiz ve saf bir kalp ile yapılması gerekir.
Arınmamış ve nur ile aydınlatılmamış bir kalp, muhatap alanına kolay giremez.
Etrafta gördüğümüz, olan biten her şey aslında gözlemcinin bu dalgaları çökerterek bir realite oluşturmalarındandır demiştik.
O zaman şöyle bir durum da ortaya çıkar:
Gördüğün, duyduğun her şeyi şekillendiren de, mana veren de sensin.
Senin verdiğin enerji ile dalga parçacık olur ve tecelli eder.
Bu tecelli, senin bulunduğun enerji düzeyi ile ilgilidir.
Negatif bir titreşime sahip bilinçler haliyle dalgaları negatif olarak çökertecek ve kötü dediğimiz bir realite ile karşısına çıkacaktır.
Tam tersi, pozitif bir titreşime sahip enerji ile gözlemci dalgayı çöktürürse bu sefer iyilik ve güzellik dolu realiteler yaratmaya başlayacaktır.
Her iki durum da gözlemcinin enerji durumu ile ilgili olarak ortaya çıkacaktır.
Bu durumda yapılanın da edilenin de tek sorumlusu gözlemci oluyor.

Bilinçaltı negatif enerjilerin etkisinde kalan bilinçler için her an negatif oluşumlar baş göstermektedir.
Kendi bilinçaltı mağarasına dalarak içsel arınmasını gerçekleştirdiği taktirde, yaratımla nurani ve bilinçli olarak yaratılmaya başlar.
Yaratımdan kastın, hiç olmamış yokluktan bir yaratım değildir.
Olasılık dalgası kuantum alanda zaten süperpozisyon halindedir.
Bireyin bunu var olarak adlandırabilmesi için ışık hızının altında seyir etmesi gerekir.
İşte bu seyir etme işlemini gerçekleştirecek olan gözlemcinin varlığıdır.
Bu bir yoktan var etme olarak düşünülmemelidir.
Kavramsal bir karşılığı olması dolayısıyla bunu söylemek zorunda kalıyoruz.
Tezahür ettirme, diğer bir tabirle de manifestlemenin mekaniği, duanın mekaniği ile aynıdır.
İmgeleme yöntemi ile istenilen düşünceye enerji verilerek, o düşünceyi ışık hızının altına çekmek amaçlanır.
Ses ile sağlanan konuşma eyleminin de mekaniği böyledir.
Ses ile düşünceye enerji vererek bir yaratım başlatılır.
Bu yaratım, ağızdan çıkan kelimenin enerji türüne göre şekillenir.
Bu yüzdendir ki Kur’an, iyi ve güzel söz söylemeyi uygun görür.
İnsan bunun bilincinde olsaydı, söylediklerine çok dikkat ederdi.



Yazınızı okurken düşündüm de, aslında gördüğümüz her şey bizim gözlemimiz ve verdiğimiz enerjiyle şekilleniyor. Her düşüncemiz, her niyetimiz, kendi realitemizi yaratıyor. Dua da tam olarak bu sürecin en saf hâli; kalpten verilen enerji, olasılık dalgalarını çökerterek tecelli ediyor. Gerçekten de farkında olsak, söylediklerimiz ve düşündüklerimizle evreni sürekli yeniden biçimlendiriyoruz.