Herkese Merhaba,
Altın, geçmişten bugüne her uygarlıkta önem kazanmış, kralların parası ve gücün sembolü olarak görülmüştür. Şaşalı elbiseler altınla kaplanır, saraylar altın varaklarla donatılırdı. Günümüzde her ne kadar gösteriş ve süs niteliği taşımaya evrilse de, altına verilen anlam ve önem bu kadarla sınırlı değildi. Altına, süs ve gösteriş amacı dışında, bilinçaltında sembolleştirilmiş çeşitli manalar yüklenmekteydi.
Simyacılar, altın için aurum philosophicum yani “filozofların altını” adlandırmasını kullandılar. Onlar, altını içsel mükemmelliğe ulaşmış bilincin sembolü olarak görüyorlardı. Türkçede ise altın kelimesi, “al” (yüksek, yüce) ve “tın” (titreşim) köklerinden türetilmiş, yani yüce titreşim olarak kodlanmıştır. Altın, ruhun saflaşmış özü, tanrısal ışığın maddeye nüfuzu ve bilincin en yüksek titreşimi olarak kabul edilirdi.

Altın elementinin simgesi olan Au, Latince’de “parlak, ışıldayan, şafak gibi doğan” anlamına gelen aurum kelimesinden gelir. İnsanda bulunduğu söylenen enerji bedeni, insanın fiziksel bedeninin etrafını saran görünmez bir alan olarak bilinir. Bu alan, yine Au kelimesinden türeyen aura olarak adlandırılmıştır.
Aura, kişinin titreşim düzeyi, bilgi seviyesi ve farkındalık derecesinin dışarıya yansıyan, sembolize edilmiş halidir. Kendinde açığa çıkardığı hakikat bilgisinin ışığına göre aura şekillenir ve parlaklık kazanır. Altın da bu yüzden ruhun maddeye inişi olarak anlatılır. Aura bir takva elbisesi, bir koruma kalkanıdır. Nur ile parladıkça, takva elbisesi de o denli göz alıcı ve parlak olur.
Altın kelimesi ve sembolü ile ilgili araştırmalara derinlemesine daldığım bir anda, dışarıdan bir kurt uluması duydum. Birden kulağımda yankılanan ses: “Auuuuu!” Boşluğa düştüm, duraksadım. Hiç beklemediğim bir işaretti. O sesi duyduktan sonra zihnimde şimşekler çakmaya başladı. Yol gösterilmişti. Hakikat açığa çıkmak istiyordu. Bana düşen ise hakikat ipini takip ederek ipin bağlı olduğu kaynağı bulmaktı. Yola koyuldum.
Kurt, özellikle Türk mitolojisinde çok önemli bir yer kaplayan bir figürdür. Ancak yola çıkmadan önce, kurt figürünün psikolojideki karşılıklarına bakmam gerek diye düşündüm.
Psikolojide kurt, bilinçaltında baskılanan, gizlenen dürtüler ve “cinni” düşüncelerdir. Bunlar, gündelik yaşam diliminde kolektif tarafından hoş karşılanmayacağımızı düşündüğümüz, bilinçaltındaki saklı kişiliklerimizdir.

Kurt Adam dizilerini izlemişsinizdir. Dizilerde özellikle dolunay zamanında kurda dönüşme eylemi gerçekleşir. Bunu hep doğaüstü olarak düşündük ve üzerine tefekkür etme gereği duymadık belki de, ama ipi takip etme durumundayız.
Dolunay, bilinçaltının en açık ve aktif olduğu evredir. Bu evrede bilinçaltı, tüm evrelerde olduğundan daha parlaktır. Bilinçaltının en parlak evresinde saklanmış, gizli düşünce kalıplarımız, çekirdek inanışlarımız ve gündelik yaşamda pasif olan kişiliklerimiz açığa çıkmaya başlar. Bu açığa çıkışı filmler ve diziler, kurt adama dönüşme olarak algılanabilir düzeye lanse etmişlerdir.
Başta kontrol edemediğimiz bilinçaltı sakinlerimiz açığa çıktığında zarar verici konumdadır. Ancak kontrol edilebildikleri takdirde (tıpkı Süleyman bilincinin kendi bilinçaltı saklı kişilikleri olan cinleri kontrol etmesi gibi), zarar verici konumdan tersi konuma evrilirler. Tersi konum ise, bilinçaltı kapılarının ardında bekleyen hakikat hazinesidir. Bilinçaltı engelleri, ruhun kendini maddeye gizlemesidir. Maddenin ardındaki hakikati basar ile görenler, nur perdesini kaldırarak duru görü kazanmaya başlarlar.
Yani kurt, hem nefsani dürtüler ve saklı bilinçaltı sakinleri hem de hazinenin bulunduğu figür olarak lanse edilir.
Kurdun uluması, meditasyon sırasındaki Aum titreşimine denk gelir. “Ulu” kelimesi, yüksek yücelik anlamlarına gelir. Altın bilince, kurşunu altına dönüştürerek yükselişe bir davettir. Bu uluma, bilincin bilinçaltına inerek negatif enerjiyi altın enerjisine dönüştürmeye yönelik bir çağrı olarak da yorumlanabiliriz. Çünkü bilinçaltı kurtları, altına dönüşmenin eşiğidir.

Bu eşik, yani bilinçaltı hazine kapısındaki bekçi, Anubis tarafından korunur. Anubis, genelde çakal, köpek ya da kurt başıyla sembolize edilir. Amacı, ruhları ölüm kapısından geçirip hakikat kapısına ulaştırmaktır. Anubis, Anpu olarak da bilinir. Anpu ve Puan aynı anagramda ve aynı işlevdedir. Anubis bir puanlama sistemidir. Kapının açılması ve ölülerin hakikat kapısından geçmesi için kalbin tartılması gerekir. Kalbin tartılması, puanlama sisteminin işleyişidir. Sınavlarda dersi geçmek için almanız gereken not bellidir. Bu not tüy olarak sembolize edilir. Aldığınız puan ise kalp bilgeliğidir. Tüy ise, geçmeniz gereken not yani sahip olmanız gereken bilgeliktir. Geçme notu olan puanı alamazsanız dersten kalırsınız ve bir üst sınıfa geçemezsiniz. Anubis buna izin vermez. (Detaylı anlatım için bakınız: https://hiramus.com/bir-kehf-meselesi-4/)
Kurdun açığa çıkarak ulumasına icabet edecek olan bilinçler, bilinçaltındaki kurt figürlerini evcilleştirip farkındalıkla eğittikten sonra puanlama sistemine göre eşiği geçmeye çalışırlar. Bu eşik rezonans kanunudur. Rezone olamazsanız kapıdan geçemezsiniz. Geçerseniz eğer, kurdun ulumasına icabet etmenin ödülü olan yaratıcının muhatap alanına girersiniz.
Kurt adama dönüşme bir lanet değil, bilinçle bütünleştirilmesi gereken içsel bir doğadır. Bilinçle bütünleşen içsel doğa, altın bilinci açığa çıkarır (kurşunun altına dönmesi). Dediğimiz gibi, başta nefsani arzular ve saklı cinni kalıplar iken, değiştirilip dönüştürüldüğünde hakikate ulaştıran rehberler olacaktır.
Bunun en güzel örneğini Ergenekon Destanı’nda görebiliriz.
Ergenekon Destanı, Türklerin en eski yeniden doğuş ve özgürlük mitidir. Destanda savaş esnasında Türklerin hepsi öldürülür, sadece bir çocuk sağ kalır. Sağ kalan bu çocuk, bir Bozkurt tarafından koruma altına alınır ve büyütülür. Zamanla bu çocuk ve Bozkurt’un soyundan gelenler Türk milletini yeniden kurar ve büyük bir topluluk haline gelirler. Ana temamız bu konu olmadığı için destanın hepsini buraya yazmayacağım.

Destana baktığımızda, yasak ağaca yaklaşan ve yurdundan kovulan Âdem’in tekrar yurduna dönme isteğinin anlatıldığını görebilirsiniz. Ergenekon Vadisi dünyadır. Vadi aşağı doğru akıştır; Cennet’ten dünyaya düşme de aşağı doğru bir akıştır.
Destanda geriye kalan çocuğu himayesi altına alan bir kurttan bahsedilir. Bu kurt Bozkurt olarak bilinir. Boz sadece bir renk değil, bir ara hâldir; kutupsal birleşmedir, siyah ile beyazın birliğidir, denge halidir. Bozkurt, bilinçaltı sakinlerinin hakikat ile dengelendiği yol göstericidir. İçsel rehberdir. Onu yetiştirmesi, karanlıkta yolunu bulmak için gösterilen hakikat ışığı olmasından dolayıdır. Denge haline ulaştırarak varlığı bölen yazılımın işlevini kaybetmesini sağlar.
Amaç, yurduna geri dönmek, Göklerin Krallığı’na ulaşmaktır. Bu yüzden de Göktürkler olarak anılmışlardır. Son olarak, Ergenekon Destanı’nın bir kısmında, Türklerin dağ arasına sıkıştığı, sonra ortaya çıkan bir Bozkurt’un onlara dağdan çıkmaları için erimiş demirle bir yol gösterdiği bilgisine denk geldim. Bu anlatım, Davut peygambere demirin yumuşatılması ayetini de hatırlatmadı değil.( Detaylı anlatım için bakınız: https://hiramus.com/gokten-demir-iner-mi-hic/ )
Bu derin çağrışımlar zinciri uzayıp gidecek olsa da, temel izleğimiz bizi sonuca götürüyor. İpimiz buraya kadar uzandı. Şimdilik…
(“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı tutunun.” (Âl-i İmran, 3:103))
Yararlanılan Kaynaklar:


