Yazımızın üçüncü serisiyle devam ediyoruz. Önceki bölümlerde Cebrail ve Mikail melekelerini, ilmimizin el verdiği ölçüde bizde açığa çıkanları zahire aktarmaya gayret ederek ele almıştık. Bu yazımızda ise aynı niyet ve çaba ile İsrafil ve Azrail melekelerine değinmeye çalışacağız.
İsrafil, bildiğiniz üzere Sûr’a üfleyecek meleke olarak tanınır. Ayetlerde ise bu üflemenin iki defa gerçekleşeceği dile getirilir:
“Sûr’a üflenmiş, Allah’ın dilediği hariç göklerde ve yerde olanlar çarpılıp yıkılıvermiştir. Sonra ona bir kez daha üfürüldüğü zaman onlar kalkarak bakınırlar.” (Zümer 39:68)
İlk üfleyiş benliğin yıkılışı, ikinci üfleyiş ise diriliştir. “Kalkarak” kelimesinin çevrildiği Arapça kelime kıyamdır. İkinci üfleyiş kıyamdır: sanal benlerin öz ben karşısında eridikten sonra nur perdesinin kalkarak özsel kodlamasına, yani fıtratına dönmesidir.
Sûr meselesini anlatmama gerek yoktu diye düşünüyorum. Ama okumak isteyenler için de linki buraya bırakıyorum. ( https://hiramus.com/kiyamet-koptu-mu/ )
Öz köktür. Varlığımızın kökü, atasıdır. İsmailî edebiyatında İsrafil cedd olarak anılır. “Cedd” kelimesi kök, ata anlamlarına gelir. Sûra üfleme özüne, fıtratına döndürme işlemidir. Bu, bilinçaltında biriken tortulardan arınmak, atasal kayıtların bağlarını çözmek ve saf özü açığa çıkarmak demektir. İşte bu yolculuğun rehberliğini yapan, özün hakikatine dönüşün meleke simgesi İsrafil’dir.

İsrafil Arapça’da Sarafel olarak adlandırılır. Saraf kelimesi bana sarrafı anımsattı. Anımsattıysa bir kere de bakmamak olmaz, değil mi?
Sarraf, “saflaştırmak, arındırmak” karşılığında kullanılmış bulunan Akadca sarāpu sözünden kaynaklanmıştır. (Kaynak: https://aksozluk.org/sarraf)
Arındırarak saflaştırmak, en saf haline, kaynak koda ya da köklerine döndürmektir.
Müsaadenizle İsrafil kelimesiyle biraz oynamak istiyorum. İsrafil kelimesini isra ve fil olarak ayırdım. Her iki kelime de Kur’an’da karşılıkları olan kelimelerdir. Kelimeleri tek tek inceleyip anlamsal bir bağ kurabilir miyiz, ona bakalım.
İsrâ, gece yürüyüşü demektir. Bilinçaltı dehlizine doğru yapılan derin bir dalıştır. Yaşadığı onca zaman, yaratılan onca realitenin kaynağına karanlıklar içinde yapılan yolculuktur.
Fil sembolünü Fil suresinde anlatmıştım. Okumayanların önce onu okumasını tavsiye ederim. Çünkü yazacağımı onu okumadan anlamsız bulabilirsiniz. ( yazı için: https://hiramus.com/fil-sahipleri-ve-ebabil-kuslari/ )
Fil, maddesel akıl sahipleridir. Gönül evini yani Kâbe’sini yıkmaya doğru yola çıkarken kuşlara yenilen bir olayın anlatıldığı misaldir. Maddesel akıl, enfüs ve âfakta olanın sadece âfakta olan yönüyle ilgilenen bilinçlerdir. Bu bilinçlerin bilinçaltı galerisine yaptıkları yolculukta Ashâb-ı Kehf gibi arınmış ve saflaşmış bir bilinçle geri döneceklerdir. Bu dönüş Rablerinden kendilerine bir rahmettir.
İsrafil melekesi, “Ben” hissini oluşturan legolara elinin tersiyle vurarak o legoları dağıtan melekedir. Bu meleke Kur’an’da “biçim veren, dönüştüren” anlamında da kullanılır:
“Gökleri ve yeri Hak ile yarattı. Size en iyi biçimle biçim verdi. Ve dönüş yalnızca O’nadır.” (Teğâbün 64:3)
Bir Esma olan Musavvir esmasının da köküdür. “Şekil vermek, suret oluşturmak, biçimlendirmek” anlamlarına gelir.
Manalara yüklenen sanal imajinasyonun, yani suretlerin hakikatle buluşması sonucunda bu imajinasyonlar artık hakikatle temellendirilir. Bu temellendirme sonucunda imajinasyonlar, bulunduğumuz boyutun hakikat boyutuna en uygun olacak şekilde resmedilmesine de olanak sağlar.
Süleyman peygamberin emri altına aldığı bilinçaltı saklı kişiliklerin, onun için yeni temsiller oluşturması misalinde olduğu gibi.
İsrafil melekesinin Sûr’a üflemesi, aynı zamanda sesle de ilgilidir. İnsan, ses enerjisini kelime, harf veya cümle olarak aktarır. Melekemiz görevini yerine getirdiğinde, yani kıyam gerçekleştiğinde, dilimizden dökülecek olan her şey artık O’na övgüdür. Çünkü varlık, Tek ile bütünleşerek tamamlanmanın huzuruna erişmiştir.
Realite sandığı, hakikatten uzaklaştıran tortuların esiri olmuş olan bilincin esiri olduğu yapıları yıkarak ve öze şahitlik ettirerek fıtratına döndüren meleke olarak yorumlayabiliriz İsrafil’i.
İsrafil = “Ölmeden önce ölünüz.”
İsrafil üzerine söylediklerimiz burada sona eriyor; şimdi, ruhların yolculuğunu üstlenen Azrail melekemize geçiyoruz.
Azrail, “Melekü’l-Mevt” olarak bilinir. “Mevt” kelimesi; ölmek, sönmek, hareketin kesilmesi, canlılığın bitmesi anlamına gelir. Artık Hayy Esma kodu canlılık, dirilik vermeyi bırakmış; boyutsal değişim başlamıştır.

Bedene hayat veren nefs, artık bedenle olan bağını koparmış ve bedenin hareketsiz, işlevsiz ve cansız kalmasına neden olmuştur.
Boyutumuzda ikamet ettiği beden ile bağını koparması, madde ile bağını koparmasıdır. Maddesel bir boyuta entegre olamayacağı için madde nezdinde ölmüştür. Bu ölüm, boyutun onu algılayamayacak olmasındandır. Zahire görünmezdir.
Bu da bizim için ölümdür.



Bu yazı, meleklerin görevlerini sadece kozmik bir düzen üzerinden değil, insan bilincinin derinlikleriyle kurduğu bağıyla da anlamlandırıyor. İsrafil ve Azrail’in işlevlerini, içsel yolculuk ve özle bütünleşme bağlamında anlatışın, hem bilgi verici hem de içsel bir rehber niteliğinde. Okurken zihnimde hem evrensel hem de kişisel bir titreşim hissettim; özellikle ‘Ölmeden önce ölünüz’ ifadesi, yaşamın hakikatini sorgulatacak kadar etkileyici.Kaleminize sağlik.
Peki Böylesi bir dönüşüm sırasında insan, kendi bilincindeki ‘tortuları’ fark ederek mi arınır, yoksa bu sürecin farkındalığı tamamen içsel bilinçaltına mı bırakılır?