Kur’an’ın önerdiği bakış açısıyla ayetleri kendinde bulma ve idrak etme yolunda devam ediyoruz.
Anlatılanları kendinden ayrı görmemek üzere çıktığımız bu yolda şeytanı, meleği, peygamberleri, zalimleri kendimizde ve fıtratımızda aramaya doğru bir yolculuğa çıkmamız gerekecek.
Aksi halde zikir sahibi, Kur’an’ın uygun gördüğü yaşamı idame ettiremeyiz.
Kur’an’a bu bakış açısı ile bakmayan bireylere lafımız yok; ama bu bakış açısını yol edinenlere diyecek tek şeyimiz:
“Enfüste ve afakta…”

Derunumuzda dedik, aramalıyız dedik; o zaman başlayalım.
Âdem ve şeytan meselesine hepimiz aşinayız. Neredeyse her mitolojide farklı anlatımlarla zuhur etmiş bir mesele olarak biliyoruz. Âdem var, eşi kaburga kemiğinden yaratılıyor. Bu yaratımdan sonra yasak ağaca yaklaşmamaları isteniyor. Sonunda ise o ağaca yaklaşıyorlar ve cennet boyutundan iniş gerçekleşiyor.

Dreamina’dan alınmıştır

Konuya Kur’an’ın önerdiği bakış açısıyla bakmadığımızda işin içinden çıkamayabiliriz.
Oysa Adem’i de şeytanı da Havva denilen ilk kadını da içimizde aradığımızda karşımıza çok farklı açılımlar gelecektir.

Bugün “şeytan” isimli içsel yazılımımızdan bahsetmek istiyorum.

Şey-tan, “Şeyi tan eden”dir.

Şey dediğimiz:

  • Varlığa dökülmemiş, zuhur etmemiş olandır.
  • Henüz bir parçalanmaya, bölünmeye maruz kalmamış, dile gelmemiş olandır.

Bazen konuştuğumuzda da aklımıza gelmeyen o kelime için “ya şeydi… filan” deriz.
Var ama zuhur etmiyor. Tecelli olmuyor. Bir maddeye bürünmüyor.

Tan ise alacakaranlıktır.
Şeyi tan etmek, bölünmemiş olanı karatmaktır.
Karartmaktan kastım da nurun karartılmasıdır.

Olasılık dalgaları sonsuz olasılığa sahip iken ışık hızının altına indiği zaman tek bir parçacık olarak inzal olur. Surete bürünmüş parçacığa da madde diyoruz.

Sınırsız olasılığımızı sınırlıyoruz. Sınırsız benliği sınırlıyoruz. Şeyi tan ediyoruz.
Üzerini örtüyoruz.

nisanyansozluk.com/kelime/zulmet

Zulüm kelimesinin bir anlamı da karanlıktır.
“Nefsinize zulmetmeyin.” der Kur’an.
Karanlıkta bırakmayın. Bilgelik ile nefsinizi arındırın ve yükseltin. Bütünü fark edin ve birr olana doğru yola çıkın.

Hakikatte her şey “şey”dir.
Zihin onu tan etmek istediğinde o artık şey değil, bir şeydir.
Başına sıfat geldi. Bölündü artık.
Varlık kazandırılarak bütün parçalandı.

Olaya böyle bakarsak eğer aslında var olan her şeyi tan ediyoruz.

Hristiyanlık inancında şeytan “Lucifer” olarak geçer.
Lucifer’in anlamına baktığımızda “ışık getiren” olarak yorumlanıyor.
Şeytanın ışık getiren olarak yorumlanması çok acayip değil mi?

Bu inanışı çok yanlış bulan bir kesim var ama pek yanlış olduğu söylenemez.
Işık getiren olmasının bir nedeni var.
Şeytan cehennemde hüküm sürer deniyor, değil mi?

Cehennem dediğimiz, arınma – temizlenme boyutudur.
O boyut da bu boyutun kendisidir.
Yaşadığımız boyut aslında cehennem tabirine uyan boyuttur.

Bu boyutta şeyler tan edilerek bölünüyor, madde olarak beliriyor evet;
ama madde dediğimiz bir araçtır, bir işarettir. Hakikate yönlendiren işaretlerdir.

Kur’an bu yüzden anlatımlarında ağaca, incire, zeytine yönlendirmeler yapar.
Mana derinliğini kavrayan, ilimde derinleşen bilinçler için madde, madde olmaktan çıkar; tan oluşu kalkar, nura dönüşür.

Nar enerjisini nur enerjisine dönüştürmek için gereklidir.
Nar, sınırlı enerjidir.
Bütünü bölen illüzyonlara sebebiyet veren enerjidir.
Nur ise sınırsız enerjidir. Burada varlık bir bütün halindedir. Bölme yoktur. Birr vardır.

Hakikati hem bölüyor, hem de hakikate yönlendiriyor.
Kendi içinde bir devinim yaşıyor.
Zamanın ilerisinden zamanın gerisine doğru bir akış var.

Yeşaya 14:12’de geçen kelime helel ben-shachar (parlayan, sabahın oğlu) olarak Babil kralına atıf yapar.
Yahudi inanışında bir aşağılama olarak ifade edilir.
Öyle olmadığını söylemek isterim.

Bab-el Tanrı kapısıdır. Bab kapı, El ise Tanrı’dır. Tanrıya çıkış kapısı şeytan ile mümkün.

Tıpkı Yunan mitolojisinde Prometheus’un ateşi tanrılardan çalıp insanlara getirmesi gibi.
Ateş, arınma ve temizlenmenin sembolüdür.
İnsanlara getirilen bu ateş, cehenneme atılma mevzusu ile aynıdır.

Amaç kötülük salmak, yakmak değil; arınmak ve yükselmektir.

Ateş bilginin kaynağıdır. Sınırlı kaynaktan sınırsız kaynağa ulaşmanın yakıtıdır.

Anlatımlara bakış açımızı değiştirmezsek eğer atalarımızın izinden kalıplamış düşüncelerimizden öteye gidemeyeceğiz.
Bu durum kısır bir döngüde sıkışıp kalmamıza neden olacaktır.

Cehennem tasvirlerinden biri de aynı döngüyü tekrar tekrar yaşamak olarak bilinmiyor mu?

Âdem, ilahi bilgeliği – tümel datayı hissedişin ilk adımıdır.
Bu tümel datanın, her şeyi bölen data (şeytan) ile etkileşime girmesi sonucu tümel data bölünmüş, tevhid bozulmuştur.

Dreamina’dan alınmıştır

Ayetlerde suçlayacak bir durum ya da yapı yok.
Tüm anlatımlar sistemin kendisidir. Sana sistemi anlatıyor aslında.
Yaşananlar bir hata değil, bir gerekliliktir.

Kendimizden ötelersek kendimizi de öteleriz. Tevhide öteleyerek ulaşamayız.

Geçmişte bir yerlerde olmuş bir olay değil;
derunumuzda an be an gerçekleşmekte olan bir olay olduğunu hatırlamamız, akletmemiz lazım.

Şeytan, bizim bölen tarafımız. Âdem ise tevhide, birliğe çağıran taraf oluyor.
Şeytan omadan Âdem olamazdı; Âdem de olmadan şeytan…

2 Comments
  • @enerji_gunlugum
    @enerji_gunlugum
    14/09/2025 at 23:44

    Son zamanlarda algımda şekillenmeye başlayanları netleştirdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. 🤍

    Reply
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir