Alemlere rahmet olarak gönderilen, ayetlerin en saf hâlde açığa çıktığı, tümel veriye olan derin erişimi sayesinde algı sınırlarının çok ötesinde düşünebilen ve hareket edebilen bir bilinç olan Hz. Muhammed, İslam dünyasında Müslümanlar tarafından büyük bir değer verilen ve sevilen bir kişilik olarak hayatların içinde kendine yer etmiştir.
Bugün ise bizim değineceğimiz konu, Miraç olayında yaşananlar olacaktır.
“O, subhandır. Kulunu, Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya bir gece yürüttü. Ona ayetlerimizi göstermek için. Kuşkusuz O, her şeyi duyan’dır, her şeyi gören’dir.” (İsra: 1)
Rivayete göre Hz. Muhammed, Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya bir yolculuk gerçekleştirmiştir. Bu olay, İslam literatüründe Miraç olarak nitelendirilmiştir.
Kur’an, açılımlarını hem enfüste hem de afakta bizlere göstermektedir. Bu açılımlar hem holografik evrende hem de içsel evrende bir karşılık bulmakta ve iki yönlü olarak bize yol göstermektedir. Ayetin holografik evrendeki anlamını birçok kaynakta okuyabilirsiniz. Peki ya içsel evrende? İşte biz bugün konumuzu, içsel evren açılımları üzerinden değerlendireceğiz.
Miraç hadisesinde, Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya bir geçiş gerçekleşmiştir. Bu, bir bilinç sıçramasıdır. Peki ne için? Ayetin devamında belirtildiği üzere, “Ona ayetlerimizi göstermek için.”
Demek ki bu eylem, kişide katmansal açılımların derinliğini aktif hâle getiren; daha önce bilinçte karşılığı bulunmamış ayetlerin, yaşanan bilinç sıçraması sayesinde karşılık bularak idrake dönüşmesine vesile olmuştur.

Miraç, tüm benliklerin bu idrak ve açılım karşısında eriyip yok olarak tek özün görünür hâle gelmesidir. Kendi akaşik kayıtlarına ulaşmaktır. (Detaylar için bkz: https://www.paranormaltr.com/2013/01/akasik-kaytlar-levhi-mahfuz-nedir.html)
Mescid kelimesine baktığımızda, ibadet edilen yer, secde edilen yer anlamına gelir. İnsanın en büyük mescidi ise bedenidir. Çünkü beden, tümel veriye erişim sayesinde ilahi bilgeliği açığa çıkararak, yürüyen bir Kur’an hâline gelmek için vardır.
Ayetlerin her hücreye işlenmesiyle, O’nun “Halife” dediği, kendini en güzel şekilde gözlemleyebildiği bilinç ortaya çıkar. Bu bilincin holografik temsili de bedendir.
Bu karanlık odalar, her ne kadar yüzleşmekten çekindiğimiz yapılar olarak görünse de içlerinde karanlıkla birlikte bir nur hazinesi de barındırırlar. Gece yürüyüşü, mescidin imar edilmesi, Süleyman Mabedinin inşası için gereklidir. (Detaylar için bkz: https://hiramus.com/suleyman-peygamber-ve-ezoterik-yolculugu/)
“Mescitler Allah içindir. O halde Allah’ın yanı sıra başka bir kimseye çağrıda bulunmayın.” (72: 18)
Varlığın ikamet ettiği beden, tevhit nuruyla korunmalıdır. Tevhitten uzaklaşıp şirke yönelmek, fıtratın düzenini bozacak; içsel mabedin taşlarını çökertecektir. Daha da ileri giderse, bu sapma, yalnızca bedenin değil, ruhun da mabedini yıkıma uğratır. İşte bu yüzden, mescit ve mabetler, ancak tevhit ile imar edildiğinde gerçek anlamına kavuşur; her taşında, her köşesinde ilahi birlik tecelli eder.
İmar kelimesi, köken olarak ömür ile aynıdır. Ömür, madde kombinasyonlarının varlığını koruma sürecine verilen isimdir. Bir kombinasyonun ömrü sona erdiğinde, yapı bozulur ve yerini yeni, daha saf bir yapıya bırakır. Burada ömür, sınırlılık değil; bir değişim ve dönüşüm süreci olarak kendini gösterir. Ömrü dolan madde yok olmaz; sadece dönüşür ve daha yüksek bir düzen içinde yeniden doğar.

İmar dediğimizde, yapılan şey bir canlandırma işlemidir. Değişim ve dönüşümün gerekliliği ile yapının canlılığını koruması için ilahi bilgelikten beslenmek gerekir. Mabedin sürekli diri tutulması için yapılan bir eylem olarak da düşünebiliriz.
Mescid-i Haram’a bir bakalım. Haram kelimesi, köken olarak Hiram ile bağlantılıdır. Hiram, nurlanmış kişi demektir. Haram ise, fıtratın korunması ve nur perdesinin örtülmemesi için gereken şeylerden uzak durmayı ifade eder.
Mescid-i Haram, nurun görünmesi ve açığa çıkması için uzak durulan alana giriştir. Bu alanda tümel veriye erişim söz konusudur; fıtratın örtülmesine yol açacak olay ve oluşlara ise yer yoktur.
Mescid-i Aksa, en uzak mescid olarak bilinir. Aksa kelimesi, takip edilecek en eski ve kadim hakiki gerçeği ifade eder. Uzaklığı bir ölçü birimi olarak almak bana pek mantıklı gelmedi; aksine, erişilebilecek en derin konumdur. Hakikatin en uzak ve en derin noktasına erişmektir; en saf teslimiyet merkezidir.
Bu geçiş, nurun ortaya çıktığı alandan, en derin ve kadim saf teslimiyet alanına geçiştir. Mescid-i Haram, şuur katlarının sınırına ulaşmayı ifade ederken, Mescid-i Aksa o sınırların ötesine geçiştir
“Ey cin ve ins toplulukları! Eğer göklerin ve yerin ötesine geçmeye güç yettirebilirseniz, haydi geçin. Ancak aşma yetkisi verilmeden geçemezsiniz.” (55: 33)
Göğün sınırını aşmaktır. Göğe yükselme ilk adım, göğün sınırlarını aşmak ise en derin hakikati kavramaktır. Gök katlarını aşacak olan, o üstün güce ulaşmaktır.
Bu sınırların aşılmasıyla, kendisinde kapalı ve henüz karşılık bulmamış ayetlerin derin anlatımlarına ve idraklerine erişilmiş; böylece yüksek bir farkındalık kazanılmıştır. Fıtratı en doğru şekilde imar etmiştir.



“Miraç, yalnızca fiziksel bir yolculuk değil; bilinçte, ruhta ve fıtratta gerçekleşen bir yükseliştir. Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya geçiş, nurun açığa çıktığı noktadan en derin ve kadim teslimiyet alanına ulaşmayı simgeler. Bu yolculuk, her birimizin kendi içsel mabedini keşfetmesi ve tevhid ile imar etmesi için bir rehberdir. İçsel karanlıklardan aydınlığa geçiş, bilinçte saklı ayetlerin idrake dönüşmesi ve fıtratın en doğru şekilde açığa çıkması anlamına gelir. Her adım, her farkındalık, bizi özümüzle buluşturur; ruhumuzu en saf hâliyle deneyimlememizi sağlar. Miraç, bize gösteriyor ki, içsel yolculuklar da tıpkı fiziksel yolculuklar gibi disiplin, farkındalık ve ilahi bilgelik gerektirir ve her birimiz, bu yolculukta kendi nurumuzu ortaya çıkarabiliriz.”