Evrenimiz, bir simülasyon bilgisayarı gibi yukarıdan aşağıya akan 0 ve 1 sayılarının farklı kombinasyonlarından oluşmuş ve bulunduğumuz boyutta madde olarak tezahür etmiş terkiplerden meydana gelmektedir. Bunun bilincine ve farkındalığına ulaşmak her bireye nasip olmaz; ancak kalp ve gönül birlikteliğiyle denge üzerinde ilerleyenler, Cebrail isimli meleğin getirdiği vahyi ve bilgiyi sezebilirler.

Cebrail kelimesine baktığımızda karşımıza “Cebir” çıkar. Cebir, matematikten bildiğimiz gibi harfler, semboller ve değişkenler kullanarak nicelikler arasındaki ilişkileri inceler. Denklemleri kurma ve çözme de diyebiliriz. Bağ ve ilişki kurmak için gerekli olan meleke akıldır. Nitekim ‘akıl’ kelimesinin anlamı da bağ kurmak, ilişki kurmaktır

Dreamina’dan alınmıştır

Kalbe inen vahiy, zahirde akılla pekiştirilir ve böylece idrak oluşur. 0 ve 1’lerin farklı kombinasyonları arasındaki bağı ve ilişkiyi görebilen, bunları yapboz gibi birleştiren zihinler; tümel dataya erişerek adeta ulaştıkları veriyi kendinde açığa çıkararak ve ilahi bilgeliğin aynası hâline gelir. Cebrail, yani sayı, harf ve sembollerin iç yüzünün kişide açığa çıkmasıyla biz de ‘OKU’ emrinin muhatap alanına gireriz. Bu muhatap alanına giren peygamberlerden biri de Musa’dır

Nasıl diye soracak olursanız, kendisine verilen levhalar sayesinde diyebiliriz. Musa’ya verilen bu levhaların maddesel levha olduğunu düşünecek olanlara öncelikle şu ayeti hatırlatmakta fayda var:

Allah’ın, bir beşer ile konuşması söz konusu değildir. Ancak, vahiy ile veya bir perde arkasından veya bir resul göndererek, izni ile dilediğini vahiy etmesi dışında. Kuşkusuz O, Çok Yüce’dir, En İyi Hüküm Verendir. (42:51)

Yaradan ile olan bağın arttığı durumlarda muhatap alanına giren bilinçler, konuşma dediğimiz eylemin iki birey arasındaki iletişimden öte evren dediğimiz boyutun her bir zerresiyle olduğunu bilir. Bu biliş, bireyin ayetlere bakış açısını değiştirerek kişide farklı manaların açılmasına, nöron yapılanmalarının değişmesine ve beyinde farklı kapıların açılmasına neden olur. Böylece gündelik zaman çizgisinin dışına çıkarak zamanı dikey olarak bölen tefekkür çizgisine ulaşır.

Kur’an’da bu durum için “ilimde derinleşenler” tabiri kullanılır. İlimde derinleştikçe gündelik yaşam çizgisinin dışına çıkılmasıyla “deli” konumuna düşülür. Peygamberlere deli denmesinin bir nedeni de budur.

Peygamber konumundaki nice bilinçler, açılımların gündelik zihin dışına taşması ve kendi bireysel kıyametlerinin kopmasıyla, tıpkı Matrix filminde ekrana bakan Morpheus ve arkadaşlarının 0 ve 1’lerin kombinasyonlarına hâkim olarak sayılardan görüntüler ve akışlar görmeleri gibi, hakikati idrak ederler. Bu, gündelik zihnin evrensel zihinle bağlantısı sayesinde gerçekleşir. Tıpkı Musa’ya levhaların verilmesi ayetinde olduğu gibi.

Levha kelimesine baktığımızda, çoğulu “elvah” olan bu kelime; ahşap veya kürek kemiği gibi, üzerine yazı yazılabilen her şey için kullanılır. Kürek kemiğinin şekline baktığımızda kanat ile olan benzerliği de dikkat çekmektedir. Kanat, ezoterik olarak göğe ulaşmanın anahtarıdır. Göğe yükselmeden kasıt ise şuur katlarını aşarak tümel datanın, ruhsal bilgeliğin akış alanına girmektir.

Genelde kanatlı olarak bilinen kuşgiller, mitolojik ve ezoterik anlamda ruh ile bağdaştırılır. Eşyanın hakikatine ve olayların iç yüzüne hâkim olarak harf, sayı ve sembollerin örtülü gibi görünen hakikatine ulaşmaktır. Antik Mısır’da Ba (kuş başlı kanatlı form), insanda manevi dirilmenin beklendiği odadır. Ölünün bedenden ayrılarak göğe yükselişini sembolize eder. Kürek kemiğinin levha ile örtüşmesi neticesiyle Musa’ya verilen her ne ise bilinç sıçramasına yol açmıştır diyebiliriz.

Tevrat’tan bir kısımla devam edelim:

“Akasya ağacından bir sandık yapsınlar. Boyu iki buçuk, eni ve yüksekliği birer buçuk arşın olsun. İçini de dışını da saf altınla kapla. Çevresine altın pervaz yap. Dört altın halka döküp dört ayağına tak. İkisi bir yanda, ikisi öbür yanda olacak. Akasya ağacından sırıklar yapıp altınla kapla. Sandığın taşınması için sırıkları yanlarındaki halkalara geçir. Sırıklar sandığın halkalarında kalacak, çıkarılmayacak. Antlaşmanın taş levhalarını sana vereceğim. Onları sandığın içine koy.” (Çıkış 20/10-16)

Tevrat’ta anlatımı geçen sandık, Ahit Sandığı’dır. Bir diğer adıyla Tabut-u Sekine.

İmanları artsın diye, iman edenlerin kalbine sükûnet indiren O’dur. Göklerin ve yerin güçleri Allah’ındır. Allah, Her Şeyi Bilen’dir, En İyi Hüküm Veren’dir. (84:4)

Sekine, mümin yani iman eden bilinçlerde açığa çıkan bir haldir. Bireyin bilinç seviyesinin yüksek ruhsal bir frekansa erişmesiyle ortaya çıkan sakinlik, dinginlik ve denge hâlidir.

İman denilen kavramın özü, bilmektir. Bilmekliği artan bilinç, tümelden noktaya eriyişle birlikte içsel bir denge hâline ulaşır. Kur’an bu denge hâline ‘sekine’ der. Bu da mağaramıza yönelme hâlinin bir neticesidir.

Dreamina’dan alınmıştır

Sandık kelimesinin farklı bir kombinasyonu olan İngilizce ’deki karşılığı chesttir. Chest kelimesinin bir başka anlamı da göğüs kafesidir. Göğüs kafesi bir sandıktır, bir koruyucudur. Peki neyi korur? Elbette kalbi. Kalp bilgelik merkezidir. Vahyin indiği alandır. Ahit Sandığı’nın içinde saklanan da bu bilgeliktir. Musa’ya verilen on emir ve içindeki yasa bilgileri bu sandıkta saklıdır.

Ahit Sandığı arayışları, bu bilgelik arayışının bir tezahürüdür. Musa peygamber, kendisinde açığa çıkan evrensel yasaların bilgeliği ile Firavun’un karşısına çıkmıştır. Firavun ve Musa misalinde göze çarpan bir ayrıntı da asa olayıdır.

Bildiğiniz gibi Musa’nın bir asası vardı ve bu asa ile hayvanlarını güderdi. Onun mesleği çobanlıktı. Peygamberlerin hayatlarına baktığımızda çobanlık mesleğinin bir tesadüf olmadığını görürüz. Çoban, sürüsüne yol gösteren, ihtiyaçlarını karşılayan ve onları koruyandır. Bu da sembolik olarak, hakikat yolunda ilerleyen bilinçlere rehberlik eden peygamberi bilincin bir göstergesidir.

Levha kelimesinin derinlerine indiğimizde “görünür olmak, açığa çıkmak, parlamak, belirmek” anlamlarına ulaşırız. Musa’ya verilen levhalar sayesinde fıtrata uygun yaşamanın bilgeliği şuurda açığa çıkmış, yani evrensel yasalara hâkimiyetle birlikte bilinç sıçraması yaşanmıştır (Asa–Yasa).

Peki neden levhalara yazı yazıldığından bahsedilir hiç düşündünüz mü? Yazmanın hikmeti nedir? Yazma eylemi çok basit gibi görünse de derin anlamlara sahiptir. Yazmak, zahir ettirme çalışmasıdır. Kişinin içsel dünyasında açığa çıkmamış düşünce formları yazı ile zahir olur.

Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına and olsun ki, (68:1)

Nun, bir başlat tuşudur. Bilgisayar klavyesindeki başlat tuşunun şekline baktığınızda, Nun harfiyle benzerliğini göreceksiniz. Başlat tuşuna bastığınızda kapalı olan bilgisayar açılır. Aynı şekilde, kişide açığa çıkmamış bilgelik de bu tuş ile birlikte açılır; kalem aracılığıyla yazıya dökülerek zahir olur. Tabletlere yazı yazılması ise bilgeliğin görünür hâle gelmesidir.

Ona verdiğimiz levhalarda öğüt olmak üzere her şeyi açık bir şekilde yazdık. “Onu kuvvetle tut ve halkına da onu en iyi şekilde tutmalarını buyur. Yakında size fasıkların yurdunu göstereceğim.” (7:145)

“Onu kuvvetle tut” tabiri, şuurda açığa çıkmış bilgeliği idrak et, içselleştir, kendine işle ve her hücrene yay demektir. Rabbin Âdem’e ruh üflemesi gibi, bu bilgeliği kendine entegre et anlamındadır.

Levhalara geri dönelim. Matrix filmini anımsayın: Morpheus ve yoldaşları ekrana baktıklarında sadece sayıları değil, sayıların kombinasyonlarından oluşan görüntüleri gördüler. Bu, Rabbin ‘Oku’ emrinin kendilerinde açığa çıkmasının bir misalidir.

Dreamina’dan alınmıştır

Halife dediğimiz, fıtratın kendisinde açığa çıktığı bilinçler OKU emrinin muhatap alanına girerek bilinç sıçraması yaşarlar. Evren boyutunda ağacı ağaç, kuşu kuş, dağı dağ olarak değil; onların gizlenmiş hakikatini okumaya başladığımızda Cebrail meleğini aktif etmiş oluruz. Böylece matrix dışından matrix’i izleriz. Gözlenen konumdan gözlemci konumuna geçer, üst benliğe adım atarız.

Trafik levhalarına bakınız: Bu levhalar, nerede ve nasıl hareket etmeniz gerektiğini gösterir. Musa’ya verilen levhalar da evrensel yasaların bütünüdür. Bulunduğumuz boyutun işleyişini idrak ederek oyunu kurallarına göre oynamaya başlarız

Dreamina’dan alınmıştır

Musa, halkına döndüğünde, öfke ve üzüntü içinde onlara: “Benim yokluğumda ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız mı?” dedi. Levhaları bırakıp, kardeşinin başını tutup kendine çekti. “Ey annemin oğlu! Gerçekten bu halk beni zayıf buldu, neredeyse beni öldüreceklerdi; sen de düşmanları benimle sevindirme, beni bu zalim kimselerle bir tutma.” dedi. (7:150)

Musa Peygamber’in sinirlenip levhaları atması, beş duyu organı, sinirsel iletim ve hormonal değişiklikler nedeniyle içsel denge hâlinin bozulmasıyla akışın kısa süreli kesilmesidir. Akış, denge tekrar sağlandığında devam eder. Bedensel aktivite yoğunlaştığında dikkatin dağılması, levhaların bırakılmasına benzetilebilir. Tüm kültürlerde denge hâlinden bahsedilmesinin nedeni, akışın kesilmemesinin istenmesidir.

Denge halinin bozulması durumunda levhalar yani bilinç sıçrama kaynağı olan evrensel yasaların bilgeliği ve hakikat zerrelerine perde iner ve örtülür. Hakikatin örtülü olduğu durumda kişi fıtratı kendinde açığa çıkaramaz ve halifeliğini yerine getiremez. İçsel dengeye tefekkür, salat gibi ibadetlerle erişmeye başlayan ve maddesel boyutun boyasına kanmadan hakikati basar ile görebilen, semi ile işitebilen bilinçler tekrardan kaynaktan akış almaya başlar ve diriliği sağlar.

Yararlanılan kaynaklar

https://acikkuran.com

https://www.etimolojiturkce.com

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2665144#:~:text=Tevrat’ta%20Hz.,bunlar%C4%B1%20ahid%20sand%C4%B1%C4%9F%C4%B1nda%20muhafaza%20etmi%C5%9Ftir.

1 Yorum
  • AuraTiyn
    AuraTiyn
    30/08/2025 at 18:19

    Dışımızdaki dünyayı okumak, içimizdeki levhaları keşfetmektir. Evren bir denklem, biz ise onu çözen akıllarız. Yasa’yı (asa) idrak edince, 0 ve 1’ler anlam kazanır; kaos düzenin, acı ise gücün sembolüne dönüşür.

    Reply
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir